- AĞRI İBRAHİM ÇEÇEN ÜNİVERSİTESİNİN AKADEMİK YIL AÇILIŞI
YAPILDI
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde 2013- 2014 Akademik Öğretim Yılı açılış töreni yapıldı.
Nezehat Çeçen Konferans Salonunda gerçekleştirilen açılış törenine Vali Dr. Mehmet
TEKİNARSLAN, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İrfan ASLAN,
Cumhuriyet Başsavcısı Sadi DOĞAN, Hamur Kaymakamı Oktay ATEŞ, Çanakkale 18
Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat LAÇİNER, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahri
BAYIROĞRLU, kamu kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler,
idari personel ve öğrenciler katıldı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasının ardından Üniversiteye ismini veren İbrahim
Çeçenin özgeçmişi ve görüşleri okundu. Öğr. Gör. Mehriban MEMEDALİYEVA ile Öğr.
Gör. Memedali MEMEDALİYEVAnın müzik dinletisi sonrası konuşan Vali Dr. Mehmet
TEKİNARSLAN, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde her geçen gün artan değişime
istatistiğe bakılmaksızın şahit olunduğunu, bundan da mutluluk duyduğunu söyledi.
Üniversitenin sadece öğrencilerin öğretim üyelerinden dersler alıp, sınavlardan sonra
diploma aldığı ve farklı dallara yöneldiği bir yer olmadığını kaydeden Vali TEKİNARSLAN,
Üniversite bir hayat, eğitimi, sosyal hayatı ve dinamizmi olan bir varlıktır. Üniversitemiz,
bu rolü ilimizde fazlası ile yapıyor. Bu kısa zamanda en yüksek performansla bunu
gerçekleştirmiş bir üniversitemiz var. 300 akademisyeni, 200 idari personeli ve 11 bin öğrenci
kitlesi, ailesi ve diğer hizmet veren kurumları ile şehrin tamamını kuşatan bir sinerjiye
sahibiz. Üniversitenin bu noktaya gelmesinde devletin, iş adamlarının, Rektörün, Rekter
yardımcılarının, akademik ve idari personelin ve kent halkının bu gelişimde katkısı vardır.
Ağrının birçok ilçesinde yürütülen en büyük projeler üniversitemizindir. Perşembe günü
de Doğubayazıtta yüksekokulun temeli atılacak. Önümüzdeki günlerde Tutak, Diyadin ve
Hamur ilçelerinde de üniversitemiz kurumlarının hayata geçtiğini görmek arzusundayız.
Bu aynı zamanda üniversitenin kendini belli bir alana kapatmadığının da bir göstergesi.
Bu noktada İbrahim ÇEÇEN, Celal ORUÇ, Adalet TURAN ve diğer işadamlarının yaptığı
katkıları da unutmuyor, onlara da teşekkür ediyorum. Yeni bölümler ve eğitim alanlarının
açılmasında da hemşehrilerimizin katkılarını bekliyoruz. Akademik personeli belli zorluklar
içinde eğitim hizmeti sunan Üniversitede kadronun çoğunluğu genç. Yüzde 70i yardımcı
doçent. Bu personel profili, bize 10 yıl sonra üniversitemizin çok daha iyi yerlere geleceğini
gösteriyor. Yine üniversitenin şehirle bütünleşmiş yapısı bize sunuluyor. Belki de ülkemizin
en huzurlu üniversitelerinden biriyiz. Bugüne kadar tatsız bir olayla anılmadı. Üniversitedeki
bilimin, sosyal yaşamın zenginliği başarının bir diğer adı oldu. Burada sadece üniversite
yönetimi ve bizlerin katkısı değil öğrencilerin de üniversiteye sahip çıkması önemlidir.
Öğrencilerimiz ailemizin bir parçasıdır. Zaman zaman gençliklerinin getirdiği protestoları
olabilir, bunları da hoşgörüyle karşılıyoruz. Taki bir diğer bir gencin eğitim hakkını
engelleyene kadar diye konuştu.
Üniversitelerin evrensel düzeyde bilgi üretme ve yayma, ülke sorunlarına çözüm getirme,
gençler için sağlıklı ve sürekli bir gelişimin yolunu açan kurumlar olduğunu belirten Ağrı
İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İrfan ASLAN, üniversitelerin ürettiği bilgi ve
teknolojiyi çeşitli araçlarla toplumla ve akademik çevrelerle paylaşan, evrensel değerlerin
kökleşmesine katkıda bulunan, toplumsal sorunları dile getiren, sorunların aşılması için
çözüm önerileri sunan yerler olduğunu söyledi.
Toplumsal ilerlemenin lokomotifi olarak görev yaparak, adeta toplumların beyni, kalkınmanın
itici gücü durumunda olan üniversitelerin bu yönüyle sosyal, siyasal, ekonomik, kültürel
hayatı zenginleştirdiğini, gençleri yetiştirmenin yanı sıra, Türkiyeyi yarınlara taşıdığını
ifade eden Prof. Dr. İrfan ASLAN, Universal yani evrensel olmakla ilgili bir kavram
olan üniversiteler, evrensel bilgiyi yayma ve medeniyeti geliştirme misyonuyla hareket
eder. Türkiye, üniversiteler konusunda merkezden yerele genişleme politikasına dâhil
olmuş ve yerel kültür ile evrensel kültürü buluşturan bir üniversite süreci yaşamaktadır.
Üniversitemiz de bu sürece katkıda bulunan en önemli kurumlardan biridir. Ağrının yerel
sorunlarına çözüm üretimi ve Ağrıda bilimsel hayatın gelişebilmesi üniversitenin katkılarıyla
gerçekleşebilecektir diye konuştu.
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinin bilginin üretilmesinde insana ve çevreye saygıyı temel
aldığını aktaran Prof. Dr. ASLAN, Bilgiye ulaşma, üretme ve kullanma aşamalarında
disiplinler arası yaklaşımı ve eleştirel düşünme ön plana çıkarılmıştır. Bunun yanı sıra büyük
oranda tamamladığımız ve fiziki alt yapısı, yeşil alan ve peyzaj çalışmaları ile daha nitelikli
bir hâle kavuşan, sanatsal, kültürel ve spor faaliyetleri içinde barındıran öğrenci merkezli cıvıl
cıvıl bir kampüs oluşturduk. Kampüsün oluşturulmasında ve diğer konularda her zaman
yanımızda olan ülkemizin değerli iş adamı Sayın İbrahim ÇEÇEN Beye ve katkısı olan diğer
iş adamlarımıza en içten şükranlarımı sunarım. Şu anda üniversitemizde, 6 Fakülte, 2 Enstitü,
6 Yüksekokul, 6 Meslek Yüksekokul, 6 Araştırma Merkezi, 1 Merkezi Araştırma
Laboratuvarı, 300 Akademik Personel, 200 İdari Personeli ve 11.000 dolaylarında öğrencisi
ile eğitim öğretim hayatı sürdürülmektedir. Sosyal Bilimler Enstitümüzün 10 Anabilim
Dalında Yüksek lisans, 1 Anabilim Dalında Doktora programı açılarak 113 öğrenci alınmıştır.
Fen Bilimleri Enstitümüzün 4 Anabilim Dalında ise 67 öğrencimiz Yüksek lisans eğitimlerini
sürdürmektedirler. Üstüne basarak ifade etmeliyim ki, Eleşkirt Celal Oruç Hayvansal Üretim
Yüksekokulu, Sosyal Hizmetler Yüksekokulu, Taşlıçay Nurali Turan Adalet Meslek
Yüksekokulu, Tarihi Eserleri ve Kültür-Doğa Değerlerini Araştırma ve Uygulama Merkezi,
Ahmed-i Hani Bilim, Kültür ve Sanat Araştırmaları Merkezi, Engelli Bakım ve
Rehabilitasyon Programı, Sivil Savunma ve İtfaiyecilik, Ulaştırma Hizmetleri Programı,
Mülkiyet Koruma ve Güvenlik Programı ve Posta Hizmetleri Programını açarak Türkiyede
ilklerin üniversitesi olduk. Üniversitelerin yerelleşmemesi ve uluslararası bir kimlik taşıması
ve ülkemizin hemen her yerinden üniversitemize öğrenci gelmesi için Türkiyede birçok
üniversitede bulunmayan yeni olan okul ve bölümler açtık. Bu bağlamda bu sene
üniversitemize, 90 yabancı uyruklu öğrenci alınmıştır. Üniversitemizden ERASMUS
kapsamında bugüne kadar 13 ülkeden 41 üniversiteye 32 öğretim üyesi ve öğrenci
gönderilmiş, bu sene 50 öğretim üyesi, idari personel ve öğrencinin gönderilmesi
planlanmaktadır. Bunun yanı sıra 8 ülkedeki çeşitli üniversiteler ile ikili mutabakat zaptı
imzalanmış, Mevlana Değişim Programı kapsamında 8 ülkeden 16, Farabi Değişim Programı
kapsamında 78 üniversite ile değişim protokolleri yapılmıştır diye konuştu.
Üniversitelerin gerçek amacının özgür bir insanlığın inşası olduğuna vurgu yapan Prof.
Dr. ASLAN, Gerçek misyonunu taşıyan, yani özgürlüğün peşindeki hiç bir Üniversitede
ideolojik saplantılar, tek tip dünya görüşleri, önyargılar, ekonomik bağımlılıklar söz konusu
olamaz. Üniversiteler verili paradigmaların hapsinde kalamazlar. Yalnızca hakikat arayışı
bizi özgür kılacaktır. Bu bağlamda hareket eden Üniversitemiz, bilimsel ve teknolojik alt
yapı anlamında dünya standartlarını yakalayabilecek bir Merkezi Araştırma ve Uygulama
Laboratuvarı oluşturulmuştur. Dünyadaki en gelişmiş laboratuvarlarla aynı standartlara sahip
olan merkez, her türlü analizi yapabilecek donanıma sahiptir. Bu yönü ile Ağrı Merkezi
Araştırma ve Uygulama Laboratuvarının, Üniversitemizce bölgeye kazandırılmış en önemli
yatırımlardan biri olduğunu düşünmekteyim. Bunun yanı sıra Hayvancılık Araştırma ve
Uygulama Merkezi (HAUM), bölgede şu an çok geri düzeyde bulunan gerek süt ineği ve
gerekse besi sığırı yetiştiriciliğindeki genel sorunlar için araştırma altyapısı oluşturacaktır
diye konuştu.
Türkiyenin son yıllarda Avrupa Birliği kriterleri ve evrensel gereklilikler çerçevesinde
bir demokratikleşme politikası benimsediğine işaret eden Prof. Dr. ASLAN, Bu süreçte
oluşan çok fikirli ortam, sivil toplum örgütleri ve bazı diğer toplum kuruluşlarının da ülkenin
demokratikleşme politikasına eklemelerde bulunmasına imkân sağlamıştır. Temel hak ve
özgürlükler çerçevesinde, üniversitemiz, özellikle kadın ve engelli vatandaşlarımızın hakları
konusunda çalıştaylar ve bilinçlendirme kampanyaları düzenlemiştir. Ayrıca Üniversitemiz,
kentin kültür ve din alanındaki önemli figürlerinden olan Ahmedi Haniye adanmış ve her
yıl geleneksel olarak gerçekleştirilen Ahmed-i Hani Bilim ve Kültür Etkinliklerine ev
sahipliği yapmaktadır. Bu toplantılarda, Büyük Âlim ve Mutasavvıfın, yıllara yayılan kültür
ve edebiyat dünyasına bahşettiği önemli manzum ve nazım eserler halk ile paylaşılmaktadır.
Üniversitemiz, bilimden ilham alarak ve yerel dinamikleri evrensel bilgiler ışığında
yoğurarak, Ağrının bilimsel, kültürel, sosyal ve daha önemlisi demokratik anlamda
ilerlemesine bir araç olmuştur diye konuştu.
2013-2014 Akademik Öğretim Yılı ilk dersini yapan Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi
Rektörü Prof. Dr. Sedat LAÇİNER, 20 yıl önce geldiği Ağrıda gelişmiş üniversite bulacağını
tahmin etmediğini, kısa zamanda yapılan kampüsün kendisini gururlandırdığını kaydetti. Her
şeyin kolay olduğu Soğuk savaş döneminde dünyanın iki kutuplu bir yapıya sahip olduğunu
dile getiren Prof. Dr. LAÇİNER, şöyle konuştu:
Bu dönemde bir bloğu seçtikten sonra kafanız rahattı. Dünya anlaması ve anlatması basit bir
dünya idi. Ama Sovyetler çökünce dünyayı anlamak karmaşıklaştı. Yeni dönemde yeni lider
ABDdir, o ne derse olur dendi. Ama aslında öyle değildi. Sovyetlerin yıkılması ABDnin
de önderliğinin sonunun geldiğini gösteriyordu. İşte bu dönemde bir iyimser bir de kötümser
görüş ortaya çıktı. Yoshihiro Francis Fukuyamanın dillendirdiği Artık tarihin sonu gelmiştir.
Bütün dünya ABDyi izlemek zorundadır. Artık medeniyet savaşı olmayacaktır görüşü.
Diğer bir görüş ise Samuel P. Huntingtonun medeniyetler arasında savaş çıkacak tezidir.
Bunlar hangi medeniyetler? Huntington 7- 8 medeniyet tasnifi yapmıştır. Ama diğer
medeniyetler geri planda kalırken Batının karşısında Çin ve İslam dünyası ön plana
çıkarılmıştır. Onu da daha sonra batı ve diğerleri noktasına taşımıştır. Kimdir Huntington?
Amerikan başkanının danışmanıdır. ABD Başkanı Obama seçim esnasında 300ün üzerinde
dış politika danışmanı ile çalışıyordu. Düşünüyorum Türkiye Cumhuriyetinin tüm idarecileri
içerisinde her konuda üç yüz danışmanı olan var mı? Aklıma gelmiyor. Bizim en büyük
eksikliğimizi de buradan kaynaklanıyor. Toplumu, siyaseti ve politikaları bilgi üzerine inşa
etmemiz lazım. ABDden devam eder isek Huntingtonun söylediklerinin ilerleyen dönemde
hayata geçtiğini gördük. Bu konuda İslam dünyasının eksikleri, yeni dünyayı anlayamaması,
liderinin olmaması batı dünyası için Çinin yerine İslam dünyasının konumlandırılmasına
neden oldu. Yani kademe kademe bir düşman oluşturuluyor. 11 Eylül saldırısı da aranan her
şeyi verdi. Komplo teorilerine çok fazla prim veren bir insan değilim. Ama burada garip
giden, insanı şaşırtan olayların olduğunu söylemek istiyorum. 11 Eylül, batıda bir takım
gurupların arzuladığı medeniyetler savaşını hayata sokacak bir başlangıç atışı olmuştur. ABD
Başkanı George Bush Ya bizimlesiniz yada düşmanımızsınız diyerek güya büyük bir terör
savaşı başlatmıştır. Ama bugün bakıldığında Bush dönemi çıkarları ile Obama döneminin dış
politika çıkarlarının aynı olduğunu söyleyebiliriz. Yeni dönemde ABD, böl yönet politikasını
uygular hale geldi. Tek tek ülkelere bakıldığında eylemlere doğrudan müdahale etmeyip
dolaylı olarak birbirleriyle rekabet ettirerek zayıflatma şeklinde oluyor. Bölgeye baktığımız
zaman 2000li yılların Müslüman dünyası, büyük bir sorun olarak karşımızda duruyor.
ABDden bakınca küresel sistemde büyük bir boşluk görülüyor. Bunu konuşarak değiştirme
yada kendileri gelerek düzeltme ihtimalini görmüyorlar. Geriye bir seçenek kaldı. O da bu
bölgenin temelde mezhepsel ve buna ilaveten etnik çatışmalarla baş başa bırakılmasıdır. Bu 5
yıl önce söylenseydi komplo teorisi olabilirdi. Ama bugün Irak, Suriye, Mısır ve diğer
ülkelerin durumu ortada. Çatışmanın ana temasını inançlar oluşturuyor. Ayrıca dindar olanlar
ile laikler farklı kutuplarda toplanmaya çalışılıyor. Burada çok dikkat edilmeyen bir nokta da
şiddetin İslam dininden kaynaklandığı yönündeki görüştür. Buna göre sorunun insanlardan
değil, dinden kaynaklandığını söyleyen bir akım var. Burada kurulmak istenen şey ise
Müslümanların geneli ile aşırı Müslümanlar arasında çatışma ortamı oluşturulmasıdır. Yani
yeni dönem Haricilik. Peki Hariciliğin günümüzdeki temsilcisi kim, Selefiler. El Kaide, batı
dünyasına çok az saldırı yapmıştır. Çoğunlukla İslam ülkelerinde saldırılar yapmıştır. Şu an
saldırıların en yoğun olduğu alan ise Afrikadır. Bütün Afrika bu örgütler tarafından terörize
edilmektedir. Bugün Afrikanın birçok ülkesinde insanlar Müslüman oldukları için
Müslümanlar tarafından öldürülüyor. Neden? Çünkü bu insanlar diğer Müslümanların kafir
olduklarını iddia ediyorlar. İşte bu noktada Türkiye çok ciddi sınavlardan geliyor. Bana
sorarsanız dini yaşama anlamında İslam dünyasındaki yaklaşım İstanbul ekolü olmalıdır.
Çünkü İstanbul ekolü, daha kentli, hoşgörülüdür. Bahsettiğimiz yaklaşımlara panzehir bu
yaklaşımdır. İkincisi böylesine devasa tehlikelerin olduğu bir yerde tartışmalara girmek tam
da istenen kutuplaşmaya girmek anlamına geliyor. Türkiyenin içerde ve dışarıda, dinin,
mezheplerin, etnisitenin ve ırkların üzerinde bir ortak çıkar alanı oluşturması gerekiyor. İster
Müslüman veya Hıristiyan, şu veya bu mezhepten olalım hepimiz zengin, mutlu ve ailemizle
birlikte olmak istiyoruz. Bunlarda anlaşmamız ve bunu genişletmemiz gerekiyor. O zaman
büyük bir devlet ve medeniyet oluruz. Bu anlamda Osmanlıyı önemli görüyorum. Bu
dönemde farklı dinlerin, dillerin ve mezheplerin bir arada yaşayabildiğini görmek ve bunu
tespit etmek lazım. Ama Osmanlıdan daha iyi olmak zorundayız. Çünkü Osmanlı,
Selçuklunun taklidi değil. Yeni Türkiyenin de Osmanlıdan daha iyi olması lazım. Şu an
Ortadoğuda inanılmaz bir yangın ortamı var. Suriye, Irak, Mısır, Ürdün, Yemen, Libya ve
diğer ülkelerin tamamı müthiş gerilim içerisinde. Bizim ülkemize de ateşler küçük küçük
sıçrıyor. Bizim dışımızdaki tüm devletler kavgaya ve bölünmeye sanki dünden razılar. Bazı
devletlerin dış siyasetleri sadece mezhepçilik üzerine kurulu. Bütün bunlar olurken bu
coğrafyada insanlar maalesef eğitimli, iktisadi anlamda üretici değil. Türkiye ise gözünüzün
gördüğü her şey bu toprakların insanının ürettiği bir ülke. Türkiyedeki ekonomi bu kadar
çeşitli olduğu için Türkiyeyi zorlamak mümkün değil. Şunun altını çizmek gerekiyor ki ilk
olarak ABDnin küresel liderliği duraklama dönemine girerken Dünyada yeni güç noktaları
ortaya çıkıyor. Bu ülkeler bir düzen koyucunun tekeli olmadığı için sürekli olarak birbirlerini
engelliyor. İkincisi ABD ve batı liderliğini kaybetmemek için Ortadoğuda bölünme ve
kutuplaşmalara müsaade ediyor. Hatta bazı klikler Müslüman ülkelerde çatışmayı teşvik
ediyor. Bunun için de tek başına bir istikrar adası olmak mümkün değil. Bu noktada
etrafımızdaki başka ülkelerin de istikrar adası olmasına katkı sunmamız lazım. Böylece kendi
yükselişine paralel bir şekilde etrafındaki ülkelerin de kalkınmasına öncülük edecek bir
Türkiye, dünya için önemli bir aktör olabilir.
Vali TEKİNARSLANın Prof. Dr. LAÇİNERe teşekkür plaketi verdiği program, kokteylle
sona erdi.
BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER BÜROSU 08.10.2013
Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesinde 2013- 2014 Akademik Öğretim Yılı açılış töreni yapıldı.
Nezehat Çeçen Konferans Salonunda gerçekleştirilen açılış törenine Vali Dr. Mehmet TEKİNARSLAN, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İrfan ASLAN, Cumhuriyet Başsavcısı Sadi DOĞAN, Hamur Kaymakamı Oktay ATEŞ, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Sedat LAÇİNER, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Fahri BAYIROĞRLU, kamu kurum müdürleri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, akademisyenler, idari personel ve öğrenciler katıldı.