Kavramsal açıdan bakarsak günümüzün en büyük kavram karmaşası yukarıdaki kavramlar arasında var. Günümüz insanları yukarıdaki kavramların içerdiği anlamları bir diğerine aktarmışlar. Başka bir şekilde ifade edersek; kavramlar arasında anlam aktarması olmuş. Ki bu durum bizlerin hayatının baştan sona bir yanlışlıklar dizini haline gelmesine sebep olmuştur.

“Allah kimdir?” diye bir soru sorsak hemen herkes bizi ve kainatı yaratandır deyiverir. “Biz kimiz?” yaratılanlar, kullar. Sorulduğunda, konuşulduğunda, sohbetlerde bu durum böyle. Ancak iş kişilerin iç dünyasına geldiğinde, hayatlarına, amellerine, isteklerine, dualarına geldiğinde roller değişiyor, anlamlar değişiyor, kimlikler/kişilikler, zatlar ve sıfatlar değişiyor. İlah kim, kul/insan kim, dua eden kim, dua edilen kim, emreden kim, emrolunan kim; hepsi birbirine karışıyor.

Allah, kendisinden başka ilah olmayan yegane yaratıcı, isteklerine boyun eğilmesi gereken,kendisine ibadete ve itaate layık olan Rabb iken bir de bakıyoruz ki insan, kendi rolü ile Allah’ın rolünü birbirine karıştırmış.

Allah’a iman ettiğini söyleyen günümüz insanı, aslında kendisini ilahlaştırmıştır! Günümüz insanı için Allah, insanın emir ve isteklerini yerine getiren, insanın hizmetinde olan bir varlık anlamına gelmektedir. Edilen dualar, insanların Allah’a olan emirlerinden ibaret! Günümüz insanına göre Allah’ın işi, insanların her türlü emir ve isteklerini yerine getirmek; insanın işi ise Allah’a emretmek. İnsanların kendi içsel dünyalarında ilah kul, kul ise ilah olmuş. Başka bir deyişle günümüz insanı kendini ilahlaştırmış ve neredeyse bütün kainatın varlık sebebinin kendisi olduğunu, her şeyin ve herkesin kendisine hizmet etmek için var olduğunu düşünmeye başlamıştır. Hatta o kadar ki Allah’ın bile varlık sebebi insana hizmet etmektir. Bu aşamada artık insan, Allah’ın varlığını bile kendisine bağlamış ve ben olmasaydım Allah da olmazdı diyecek kadar ileri gitmiştir. İşte tam da bu sebeple Allah, insanın bütün isteklerini yerine getirmek zorundadır. Güzel bir hayat, pahalı oyuncaklar, en güzel yemekler, güzel bir ev, güzel bir eş, sağlıklı çocuklar, güzel bir iş ve başarılı bir iş hayatı insanların sıradan istekleri. Hele bu isteklerden biri gerçekleşivermeye görsün. O zaman kıyamet kopuverir! Hemen başlar insan söylenmeye: “Allah’ım senden şunu istedim, vermedin. Şunu yapmanı söyledim, yapmadın. Neden benim isteklerimi yerine getirmiyorsun?”

Ey kendini ilahlaştıran insan! Vazgeç artık bu ilahlık sevdasından. Haddini bil! Kendini bil! Rabbini bil! Hakkı bil ve Hakk’a dön artık. Bil ki Allah, senin her isteğini yerine getirmesi gereken bir hizmetçin değildir. Bil ki aslında sen, Allah’ın her isteğini yerine getirmesi gereken bir hizmetçisin. Allah senin kulun değil, sen Allah’ın kulusun. Senin isteklerin değil O’nun istekleridir önemli olan. Ve ey insan! Bil ki Hakk’ı Hakk’a teslim etmediğin müddetçe, Rabb’ine koşulsuz itaat etmediğin müddetçe kurtuluşa eremeyeceksin. Dünya ve ahirette zelil ve hakir olarak kalacaksın. Kurtuluşunun tek yolu Allah’a itaatten geçmektedir.Ancak Allah’a (ve dolayısıyla Allah’ın kitabında belirttiği ilkelere sıkı sıkıya bağlı kalarak) itaat edersen iyi bir insan olabilirsin ve bu sayede dünya ve ahiret hayatında kurtuluşa erebilirsin.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.