Fetih suresinin okunuşu ve Anlamı

Fetih suresi hidayet rehberimiz Kuranı Kerimin 48. suresidir. Fetih suresi 29 ayeti kerimedir. İşte Fetih Suresinin okunuşu ve meali...

Fetih suresinin okunuşu

Fetih suresi hidayet rehberimiz Kuranı Kerimin 48. suresidir. Fetih suresi 29 ayeti kerimedir.

Fetih suresi Mekke ile Medine arasında nazil olmuştur. Fetih suresinde Hudeybiye Antlaşmasının değerlendirmesi vardır.

Aynı zamanda münafık ve müminlerin uğrayacağı azap anlatılmaktadır. İşte Fetih suresi okunuşu..

Fetih sûresi, hicretin altıncı yılında Hudeybiye andlaşması dönüşünde Mekke ile Medîne arasında nzil oldu (indi). Yirmi dokuz yet-i kerîmedir.

İslmiyet'in yakında elde edeceği fethi, başarı ve zaferi müjdelediğinden Sûret-ül-Fetih denilmiştir.

Sûr ede; Peygamber efendimiz ve mü'minler için verilen ve verilecek olan nîmetler, münfıkların ve müşriklerin uğrayacağı azb hatırlatılmakta ve cihddan geri kalanlar ve daha başka konular anlatılmaktadır.

FETİH SURESİ TÜRKÇE VE ARAPÇA OKUNUŞU İLE MEALİ

Fetih 1 (Mealleri Karşılaştır):

İnn fetahn leke fethan mubîn(mubînen).
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّا فَتَحْنَا لَكَ فَتْحًا مُّبِينًا
Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik.

Fetih 2 (Mealleri Karşılaştır):

Li yagfire lekallhu m tekaddeme min zenbike ve m teahhare ve yutimme ni'metehu aleyke ve yehdiyeke sırtan mustekîm(mustekîmen).
لِّيَغْفِرَ لَكَ ٱللَّهُ مَا تَقَدَّمَ مِن ذَنۢبِكَ وَمَا تَأَخَّرَ وَيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكَ وَيَهْدِيَكَ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
(2-3) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.

Fetih 3 (Mealleri Karşılaştır):

Ve yansurekallhu nasran azîz(azîzen).
وَيَنصُرَكَ ٱللَّهُ نَصْرًا عَزِيزًا
(2-3) Ta ki Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın, sana olan nimetini tamamlasın, seni doğru yola iletsin ve Allah sana, şanlı bir zaferle yardım etsin.

Fetih 4 (Mealleri Karşılaştır):

Huvellezî enzeles sekînete fî kulûbil mu'minîne li yezddû îmnen mea îmnihim, ve lillhi cunûdus semvti vel ard(ardı), ve knallhu alîmen hakîm(hakîmen).
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ فِى قُلُوبِ ٱلْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِيمَٰنًا مَّعَ إِيمَٰنِهِمْ ۗ وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا
O, inananların imanlarını kat kat artırmaları için kalplerine huzur ve güven indirendir. Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fetih 5 (Mealleri Karşılaştır):

Li yudhilel mu'minîne vel mu'minti cenntin tecrî min tahtihel enhru hlidîne fîh ve yukeffire anhum seyyitihim, ve kne zlike indallhi fevzen azîm(azîmen).
لِّيُدْخِلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ خَٰلِدِينَ فِيهَا وَيُكَفِّرَ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عِندَ ٱللَّهِ فَوْزًا عَظِيمًا
Bütün bunlar Allah'ın; inanan erkek ve kadınları, içlerinden ırmaklar akan, içinde temelli kalacakları cennetlere koyması, onların kötülüklerini örtmesi içindir. İşte bu, Allah katında büyük bir başarıdır.

Fetih 6 (Mealleri Karşılaştır):

Ve yuazzibel munfikîne vel munfikti vel muşrikîne vel muşriktiz znnîne billhi zannes sev'i aleyhim diretus sev'i, ve gadiballhu aleyhim ve leanehum ve eadde lehum cehennem(cehenneme), ve set masîr(masîren).
وَيُعَذِّبَ ٱلْمُنَٰفِقِينَ وَٱلْمُنَٰفِقَٰتِ وَٱلْمُشْرِكِينَ وَٱلْمُشْرِكَٰتِ ٱلظَّآنِّينَ بِٱللَّهِ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ ۚ عَلَيْهِمْ دَآئِرَةُ ٱلسَّوْءِ ۖ وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَلَعَنَهُمْ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا
Bir de, Allah'ın, hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklere ve münafık kadınlara, Allah'a ortak koşan erkeklere ve Allah'a ortak koşan kadınlara azap etmesi içindir. Kötülük girdabı onların başına olsun! Allah onlara gazap etmiş, onları lnetlemiş ve kendilerine cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir!

Fetih 7 (Mealleri Karşılaştır):

Ve lillhi cunûdus semvti vel ard(ardı), ve knallhu azîzen hakîm(hakîmen).
وَلِلَّهِ جُنُودُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
Göklerin ve yerin orduları Allah'ındır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fetih 8 (Mealleri Karşılaştır):

İnn erselnke şhiden ve mubeşşiren ve nezîr(nezîren).
إِنَّآ أَرْسَلْنَٰكَ شَٰهِدًا وَمُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
(Ey Muhammed!) Şüphesiz biz seni bir şhit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

Fetih 9 (Mealleri Karşılaştır):

Li tu'minû billhi ve resûlihî ve tuazzirûhu ve tuvakkırûh(tuvakkırûhu), ve tusebbihûhu bukreten ve asîl(asîlen).
لِّتُؤْمِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَتُعَزِّرُوهُ وَتُوَقِّرُوهُ وَتُسَبِّحُوهُ بُكْرَةً وَأَصِيلًا
Ey insanlar! Allah'a ve Peygamberine inanasınız, ona yardım edesiniz, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam Allah'ı tespih edesiniz diye (Peygamber'i gönderdik.)

Fetih 10 (Mealleri Karşılaştır):

İnnellezîne yubyiûneke innem yubyiûnallh(yubyiûnallhe), yedullhi fevka eydîhim, fe men nekese fe innem yenkusu al nefsih(nefsihî), ve men evf bi m hede aleyhullhe fe se yu'tîhi ecren azîm(azîmen).
إِنَّ ٱلَّذِينَ يُبَايِعُونَكَ إِنَّمَا يُبَايِعُونَ ٱللَّهَ يَدُ ٱللَّهِ فَوْقَ أَيْدِيهِمْ ۚ فَمَن نَّكَثَ فَإِنَّمَا يَنكُثُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِمَا عَٰهَدَ عَلَيْهُ ٱللَّهَ فَسَيُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا
Sana bîat edenler ancak Allah'a bîat etmiş olurlar. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Verdiği sözden dönen kendi aleyhine dönmüş olur. Allah'a verdiği sözü yerine getirene, Allah büyük bir mükfat verecektir.

Fetih 11 (Mealleri Karşılaştır):

Se yekûlu lekel muhallefûne minel a'rbi şegaletn emvlun ve ehlûn festagfir len, yekûlûne bi elsinetihim m leyse fî kulûbihim, kul fe men yemliku lekum minallhi şey'en in erde bikum darren ev erde bikum nef'(nef'en), bel knallhu bi m ta'melûne habîr(habîren).
سَيَقُولُ لَكَ ٱلْمُخَلَّفُونَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ شَغَلَتْنَآ أَمْوَٰلُنَا وَأَهْلُونَا فَٱسْتَغْفِرْ لَنَا ۚ يَقُولُونَ بِأَلْسِنَتِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ ۚ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ لَكُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ بِكُمْ ضَرًّا أَوْ أَرَادَ بِكُمْ نَفْعًۢا ۚ بَلْ كَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًۢا
Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanları sana, 'Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu; Allah'tan bizim için af dile' diyecekler. Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylerler. De ki: 'Allah, sizin bir zarara uğramanızı dilerse, yahut bir yarar elde etmenizi dilerse, O'na karşı kimin bir şeye gücü yeter? Hayır, Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.'

Fetih 12 (Mealleri Karşılaştır):

Bel zanentum en len yenkaliber resûlu vel mû'minûne il ehlîhim ebeden ve zuyyine zlike fî kulûbikum ve zanentum zannes sev'i ve kuntum kavmen bûr(bûren).
بَلْ ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَنقَلِبَ ٱلرَّسُولُ وَٱلْمُؤْمِنُونَ إِلَىٰٓ أَهْلِيهِمْ أَبَدًا وَزُيِّنَ ذَٰلِكَ فِى قُلُوبِكُمْ وَظَنَنتُمْ ظَنَّ ٱلسَّوْءِ وَكُنتُمْ قَوْمًۢا بُورًا
(Ey münafıklar!) Siz aslında, Peygamberin ve inananların bir daha ailelerine geri dönmeyeceklerini sanmıştınız. Bu, sizin gönüllerinize güzel gösterildi de kötü zanda bulundunuz ve helki hak eden bir kavim oldunuz.

Fetih 13 (Mealleri Karşılaştır):

Ve men lem yû'min billhi ve resûlihî fe inn a'tedn lil kfirîne saîr(saîren).
وَمَن لَّمْ يُؤْمِنۢ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ فَإِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَعِيرًا
Kim Allah'a ve Peygambere inanmazsa bilsin ki, şüphesiz biz, inkrcılar için alevli bir ateş hazırladık.

Fetih 14 (Mealleri Karşılaştır):

Ve lillhi mulkus semvti vel ard(ardı), yagfiru li men yeşu ve yuazzibu men yeşu, ve knallahu gafûren rahîm(rahîmen).
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. O, dilediğini bağışlar, dilediğine ceza verir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.

Fetih 15 (Mealleri Karşılaştır):

Se yekûlul muhallefûne izentalaktum il megnime li te'huzûh zerûn nettebi'kum, yurîdûne en yubeddilû kelmallh(kelmallhi), kul len tettebiûn kezlikum klallhu min kabl(kablu), fe se yekûlûne bel tahsudûnen, bel knû l yefkahûne ill kalîl(kalîlen).
سَيَقُولُ ٱلْمُخَلَّفُونَ إِذَا ٱنطَلَقْتُمْ إِلَىٰ مَغَانِمَ لِتَأْخُذُوهَا ذَرُونَا نَتَّبِعْكُمْ ۖ يُرِيدُونَ أَن يُبَدِّلُوا۟ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ۚ قُل لَّن تَتَّبِعُونَا كَذَٰلِكُمْ قَالَ ٱللَّهُ مِن قَبْلُ ۖ فَسَيَقُولُونَ بَلْ تَحْسُدُونَنَا ۚ بَلْ كَانُوا۟ لَا يَفْقَهُونَ إِلَّا قَلِيلًا
Savaştan geri bırakılanlar, siz ganimetleri almaya giderken, 'Bırakın biz de sizinle gelelim' diyeceklerdir. Onlar Allah'ın sözünü değiştirmek isterler. De ki: 'Siz bizimle asla gelmeyeceksiniz. Allah, önceden böyle buyurmuştur.' Onlar, 'Bizi kıskanıyorsunuz' diyeceklerdir. Hayır, onlar pek az anlarlar.

Fetih 16 (Mealleri Karşılaştır):

Kul lil muhallefîne minel a'rbi setud'avne il kavmin ulî be'sin şedîdin tuktilûnehum ev yuslimûn(yuslimûne), fe in tutîû yû'tikumullhu ecren hasen(hasenen), ve in tetevellev kem tevelleytum min kablu yuazzibkum azben elîm(elîmen).
قُل لِّلْمُخَلَّفِينَ مِنَ ٱلْأَعْرَابِ سَتُدْعَوْنَ إِلَىٰ قَوْمٍ أُو۟لِى بَأْسٍ شَدِيدٍ تُقَٰتِلُونَهُمْ أَوْ يُسْلِمُونَ ۖ فَإِن تُطِيعُوا۟ يُؤْتِكُمُ ٱللَّهُ أَجْرًا حَسَنًا ۖ وَإِن تَتَوَلَّوْا۟ كَمَا تَوَلَّيْتُم مِّن قَبْلُ يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Bedevîlerin (savaştan) geri bırakılanlarına de ki: 'Siz, güçlü kuvvetli bir kavme karşı teslim oluncaya kadar savaşmaya çağrılacaksınız. Eğer itaat ederseniz, Allah size güzel bir mükfat verir. Ama önceden döndüğünüz gibi yine dönerseniz, Allah sizi elem dolu bir azaba uğratır.'

Fetih 17 (Mealleri Karşılaştır):

Leyse alel a'm haracun ve l alel a'reci haracun ve l alel marîdı harac(haracun), ve men yutııllahe ve resûlehu yudhılhu cenntin tecrî min tahtihel enhr(enhru), ve men yetevelle yuazzibhu azben elîm(elîmen).
لَّيْسَ عَلَى ٱلْأَعْمَىٰ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْأَعْرَجِ حَرَجٌ وَلَا عَلَى ٱلْمَرِيضِ حَرَجٌ ۗ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ ۖ وَمَن يَتَوَلَّ يُعَذِّبْهُ عَذَابًا أَلِيمًا
Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. (Bunlar savaşa katılmak zorunda değillerdir.) Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse, Allah onu, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyar. Kim de yüz çevirirse, onu elem dolu bir azaba uğratır.

Fetih 18 (Mealleri Karşılaştır):

Lekad radiyallhu anil mu'minîne iz yubyiûneke tahteş şecereti fe alime m fî kulûbihim fe enzeles sekînete aleyhim ve esbehum fethan karîb(karîben).
۞ لَّقَدْ رَضِىَ ٱللَّهُ عَنِ ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ يُبَايِعُونَكَ تَحْتَ ٱلشَّجَرَةِ فَعَلِمَ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَنزَلَ ٱلسَّكِينَةَ عَلَيْهِمْ وَأَثَٰبَهُمْ فَتْحًا قَرِيبًا
(18-19) Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fetih 19 (Mealleri Karşılaştır): Ve megnime kesîreten ye'huzûneh, ve knallhu azîzen hakîm(hakîmen).
وَمَغَانِمَ كَثِيرَةً يَأْخُذُونَهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا
(18-19) Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur. Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

Fetih 20 (Mealleri Karşılaştır):

Vaadekumullhu megnime kesîreten te'huzûneh fe accele lekum hzihî ve keffe eydiyen nsi ankum, ve li tekûne yeten lil mu'minîne ve yehdiyekum sırtan mustekîm(mustekîmen).
وَعَدَكُمُ ٱللَّهُ مَغَانِمَ كَثِيرَةً تَأْخُذُونَهَا فَعَجَّلَ لَكُمْ هَٰذِهِۦ وَكَفَّ أَيْدِىَ ٱلنَّاسِ عَنكُمْ وَلِتَكُونَ ءَايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ وَيَهْدِيَكُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا
Allah, size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir. Şimdilik bunu size hemen vermiş ve insanların ellerini sizden çekmiştir. (Allah, böyle yaptı) ki, bunlar mü'minler için bir delil olsun, sizi de doğru bir yola iletsin.

Fetih 21 (Mealleri Karşılaştır):

Ve uhr lem takdirû aleyh kad ehtallhu bih, ve knallhu al kulli şey'in kadîr(kadîren).
وَأُخْرَىٰ لَمْ تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهَا قَدْ أَحَاطَ ٱللَّهُ بِهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرًا
Henüz elde edemediğiniz, fakat Allah'ın, ilmiyle kuşattığı başka (kazançlar) da vardır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.

Fetih 22 (Mealleri Karşılaştır):

Ve lev ktelekumullezîne keferû le vellevûl edbre summe l yecidûne velîyyen ve l nasîr(nasîren).
وَلَوْ قَٰتَلَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوَلَّوُا۟ ٱلْأَدْبَٰرَ ثُمَّ لَا يَجِدُونَ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا
İnkr edenler sizinle savaşsalardı, arkalarını dönüp kaçarlar, sonra da ne bir dost, ne de bir yardımcı bulabilirlerdi.

Fetih 23 (Mealleri Karşılaştır):

Sunnetellhilletî kad halet min kabl(kablu), ve len tecide li sunnetillhi tebdîl(tebdîlen).
سُنَّةَ ٱللَّهِ ٱلَّتِى قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلُ ۖ وَلَن تَجِدَ لِسُنَّةِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا
Allah'ın öteden beri işleyip duran kanunu (budur). Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.

Fetih 24 (Mealleri Karşılaştır):

Ve huvellezî keffe eydiyehum ankum ve eydiyekum anhum bi batni mekkete min ba'di en azferekum aleyhim ve knallhu bi m ta'melûne basîr(basîran).
وَهُوَ ٱلَّذِى كَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ عَنْهُم بِبَطْنِ مَكَّةَ مِنۢ بَعْدِ أَنْ أَظْفَرَكُمْ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرًا
O, Mekke'nin göbeğinde, sizi onlara karşı üstün kıldıktan sonra, onların ellerini sizden, sizin ellerinizi onlardan çekendir. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir.

Fetih 25 (Mealleri Karşılaştır):

Humullezîne keferû ve saddûkum anil mescidil harmi vel hedye ma'kûfen en yebluga mahıllehu, ve lev l riclun mu'minûne ve nisun mû'mintun lem ta'lemûhum en tetaûhum fe tusîbekum minhum maarratun bi gayri ilm(ilmin), li yudhılallhu fî rahmetihî men yeşu, lev tezeyyelû le azzebnellezîne keferû minhum azben elîm(elîmen).
هُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَٱلْهَدْىَ مَعْكُوفًا أَن يَبْلُغَ مَحِلَّهُۥ ۚ وَلَوْلَا رِجَالٌ مُّؤْمِنُونَ وَنِسَآءٌ مُّؤْمِنَٰتٌ لَّمْ تَعْلَمُوهُمْ أَن تَطَـُٔوهُمْ فَتُصِيبَكُم مِّنْهُم مَّعَرَّةٌۢ بِغَيْرِ عِلْمٍ ۖ لِّيُدْخِلَ ٱللَّهُ فِى رَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۚ لَوْ تَزَيَّلُوا۟ لَعَذَّبْنَا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
Onlar, inkr edenler ve sizi Mescid-i Haram'ı ziyaretten ve (ibadet amacıyla) bekletilen kurbanlıkları yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer, oradaki henüz tanımadığınız inanmış erkeklerle, inanmış kadınları bilmeyerek ezmeniz ve böylece size bir eziyet gelecek olmasaydı, (Allah, Mekke'ye girmenize izin verirdi). Allah, dilediğini rahmetine koymak için böyle yapmıştır. Eğer, inananlarla inkrcılar birbirinden ayrılmış olsalardı, onlardan inkr edenleri elem dolu bir azaba uğratırdık.

Fetih 26 (Mealleri Karşılaştır):

İz cealellezîne keferû fî kulûbihimul hamiyyete hamiyyetel chiliyyeti fe enzelallhu sekînetehu al resûlihî ve alel mû'minîne ve elzemehum kelimetet takv ve knû e hakka bih ve ehleh ve knallhu bi kulli şey'in alîm(alîmen).
إِذْ جَعَلَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى قُلُوبِهِمُ ٱلْحَمِيَّةَ حَمِيَّةَ ٱلْجَٰهِلِيَّةِ فَأَنزَلَ ٱللَّهُ سَكِينَتَهُۥ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَعَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ وَأَلْزَمَهُمْ كَلِمَةَ ٱلتَّقْوَىٰ وَكَانُوٓا۟ أَحَقَّ بِهَا وَأَهْلَهَا ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا
Hani inkr edenler kalplerine taassubu, cahiliye taassubunu yerleştirmişlerdi. Allah ise, Peygamberine ve inananlara huzur ve güvenini indirmiş ve onların takva (Allah'a karşı gelmekten sakınma) sözünü tutmalarını sağlamıştı. Zaten onlar buna lyık ve ehil idiler. Allah, her şeyi hakkıyla bilmektedir.

Fetih 27 (Mealleri Karşılaştır):

Lekad sadakallhu resûlehur ru'y bil hakk(hakkı), le tedhulunnel mescidel harme inşallhu minîne muhallikîne ruûsekum ve mukassırîne l tehfûn(tehfûne), fe alime m lem ta'lemû fe ceale min dûni zlike fethan karîb(karîben).
لَّقَدْ صَدَقَ ٱللَّهُ رَسُولَهُ ٱلرُّءْيَا بِٱلْحَقِّ ۖ لَتَدْخُلُنَّ ٱلْمَسْجِدَ ٱلْحَرَامَ إِن شَآءَ ٱللَّهُ ءَامِنِينَ مُحَلِّقِينَ رُءُوسَكُمْ وَمُقَصِّرِينَ لَا تَخَافُونَ ۖ فَعَلِمَ مَا لَمْ تَعْلَمُوا۟ فَجَعَلَ مِن دُونِ ذَٰلِكَ فَتْحًا قَرِيبًا
Andolsun, Allah, Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse, siz güven içinde başlarınızı kazıtmış veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah, sizin bilmediğinizi bildi ve size bundan başka yakın bir fetih daha verdi.

Fetih 28 (Mealleri Karşılaştır):

Huvellezî ersele resûlehu bil hud ve dînil hakkı li yuzhirehu aled dîni kullih(kullihî), ve kef billhi şehîd(şehîden).
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَرْسَلَ رَسُولَهُۥ بِٱلْهُدَىٰ وَدِينِ ٱلْحَقِّ لِيُظْهِرَهُۥ عَلَى ٱلدِّينِ كُلِّهِۦ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا
O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.

Fetih 29 (Mealleri Karşılaştır):

Muhammedun resûlullh(resûlullhi), vellezîne meahû eşiddu alel kuffri ruhamu beynehum terhum rukkean succeden yebtegûne fadlen minallhi ve rıdvnen sîmhum fî vucûhihim min eseris sucûd(sucûdi), zlike meseluhum fît tevrt(tevrti), ve meseluhum fîl incîl(incîli), ke zer'in ahrece şat'ehu fe zerehu festagleza festev al sûkıhî yu'cibuz zurra, li yagîza bihimul kuffr(kuffra), vaadallhullezîne menû ve amilûs slihti minhum magfireten ve ecren azîm(azîmen).
مُّحَمَّدٌ رَّسُولُ ٱللَّهِ ۚ وَٱلَّذِينَ مَعَهُۥٓ أَشِدَّآءُ عَلَى ٱلْكُفَّارِ رُحَمَآءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَىٰهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّنَ ٱللَّهِ وَرِضْوَٰنًا ۖ سِيمَاهُمْ فِى وُجُوهِهِم مِّنْ أَثَرِ ٱلسُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِى ٱلْإِنجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْـَٔهُۥ فَـَٔازَرَهُۥ فَٱسْتَغْلَظَ فَٱسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِۦ يُعْجِبُ ٱلزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ ٱلْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ مِنْهُم مَّغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًۢا
Muhammed, Allah'ın Resûlüdür. Onunla beraber olanlar, inkrcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rükû ve secde hlinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkrcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükfat vaad etmiştir.

Bakmadan Geçme