Hz. Ebû Bekir (R.A.) (571 - 634)

Asıl adı Abdülkâbe olup, İslâm'dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına 'atik' dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da 'sıddık' lâkabıyla anılmıştır.

Hz. Ebû Bekir'in hayatı

Asıl adı Abdülkbe olup, İslm'dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mnsına 'atik'; dürüst, sadık, emin ve iffetli olduğundan dolayı da 'sıddık' lkabıyla anılmıştır.

Teymoğulları kabilesinden olan Ebû Bekir'in annesinin adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû Kuhafe Osman'dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir... ibn-i Murca ...et-Temî'dir.

Hz Ebû Bekir, 571'de Mekke'de dünyaya gelmiş, güzel hasletlerle tanınmış ve iffetiyle şöhret bulmuştur. İçki içmek chiliye döneminde çok yaygın bir det olduğu halde o hiç içmemiştir. O dönemde Mekke'nin ileri gelenlerinden olup, Arapların nesep ve ahbr ilimlerinde meşhur olmuştur. Kumaş ve elbise ticaretiyle meşgul olan Hz. Ebû Bekir, hayatı boyunca Hz. Muhammed'in yanından ayrılmamış, çocukluğundan itibaren aralarında büyük bir dostluk kurulmuştur. Hz. Peygamber birçok hususlarda onun görüşünü tercih ederdi. Umûmî ve husûsî olan önemli işlerde ashbıyla müşavere eden Hz. Muhammed (S.A.V.) bazı hususlarda özellikle Ebû Bekir'e danışırdı. (İbn Haldun, Mukaddime, 206).

Teymoğulları kabilesi Mekke'de önemli bir yere sahipti. Ticaretle uğraşıyorlar, toplumsal temasları ve geniş kültürlülükleri ile tanınıyorlardı. Babası Mekke eşrafından olan Hz. Ebû Bekir, Mekke'de 'eşnak' diye bilinen kan diyeti ve kefalet ödenmesi işlerinin yürütülmesiyle görevliydi.

MÜSLÜMAN OLUŞU

Hz. Ebû Bekir, Hira dağından dönen Hz. Muhammed ile karsılaştığında, Hz. Muhammed O'na, 'Allah'ın elçisi' olduğunu söyleyip 'Yaratan Rabbi'nin adıyla oku' (el-Alk, 96/1) diye başlayan yetleri bildirdiği zaman hemen ona: 'Allah'ın birliğine ve senin O'nun rasûlü olduğuna iman ettim' demiştir. Hz. Hatice'den sonra Hz. Muhammed'e ilk iman eden O'dur. Hazreti Muhammed (S.A.V.) İslm'ı tebliğinin ilk zamanlarında kiminle konuştuysa en azından bir tereddüt görmüş, ancak Ebû Bekir tereddütsüz bir şekilde kabul etmiştir. Hatta Hz. Muhammed, 'Bütün insanların imanı bir kefeye, Ebû Bekir'in ki bir kefeye konsa, onun imanı ağır basardı ' diye ltif bir benzetme de yapmıştır. Mü'min Ebû Bekir, hayatının sonuna kadar tüm varlığını İslm'a adamış, bütün hayırlı işlerde en başta gelmiştir.

Ebû Bekir, Mekke döneminde güçlü kabilelere mensup kişileri İslm'a kazandırmaya çalıştı, öte yandan müşriklerin işkencelerine maruz kalan güçsüzleri, köleleri korudu; servetini eziyet edilen köleleri satın alıp azad etmekte kullandı. Bill, Habbab, Lübeyne, Ebû Fukayhe, Amir, Zinnire, Nahdiye, Ümmü Ubeys bunlardandır. Kendisi de Mescid-i Haram'da müşriklerin saldırısına uğramış olan Ebû Bekir, iman ettikten sonra İslm'ı tebliğe gizli gizli devam ediyordu. Annesi, hanımı Ümmü Ruman ve kızı Esma da iman etmiş, fakat oğulları Abdullah, Abdurrahman ve babası Ebû Kuhafe henüz iman etmemişlerdi.

Müşriklerin eziyetleri çoğalıp müslümanlara yapılan baskılar arttıktan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.), Hz. Ebû Bekir'e de Habeşistan'a göç etmesini söylemiş ve Ebû Bekir yola çıkmış; ancak Berkü'l-Gimd'da Mekke'nin ileri gelen kabilelerinden İbn-i Dugunne ile karsılaştığında İbn Dugunne onu himayesine aldığını ve Mekke'ye dönmesi gerektiğini belirterek, ikisi birlikte Mekke'ye dönmüşlerdir. Böylece on üç yıl Mekke'de Hz. Muhammed'in yanında kalan Hz. Ebû Bekir, Hz. Ayşe'nin rivyetine göre, Hz. Muhammed hicret emrini alıp Ebû Bekir'e gelerek ona beraberce hicret edeceklerini söyleyince Ebû Bekir sevinçten ağlamaya başlamıştı. (İbn Hism, es-Sire, II, 485).

Hz. Muhammed'in bir gecede Mekke'den Kudüs'e oradan Sidretü'l Münteha'ya gittiği isr ve Mirc hdisesini duyan müşrikler bunu Hz. Ebû Bekir'e yetiştirdikleri zaman; 'O dediyse doğrudur.' demiştir. Bu sözünden sonra Ebu Bekir'e; ihlslı, asla yalan söylemeyen, özü doğru, itikadında şüphe olmayan anlamında, 'Sıddîk' lkabı verildi. Kur'an tbiriyle, 'O, ne iyi arkadaştı ' (en-Nis, 4/69) denilebilir.

İşte Hz. Ebû Bekir (r.a.) ile Hz. Muhammed (S.A.V.), o iki arkadaş beraberce Sevr dağındaki mağaraya hareket ederek hicret etmişlerdir.

HİCRETİ

Sevr mağarasına ilk giren Hz. Ebû Bekir, (r.a.) mağarada keşif yaptıktan sonra Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.) içeri girmiştir. Ebû Bekir'in kızı Esma yolda yemeleri için azıklarını hazırlamıştı. Onlar Mekke'den ayrılınca müşrikler her tarafa adamlarını yollayarak aramaya başladılar. Kureyş kabilesinin müşrikleri Ebû Cehil başkanlığında Esma'nın evini aradılar, hakaret edip dayak attılar. Hz. Ebû Bekir (r.a.) hicret yolculuğuna çıkarken yanına bütün parasını almıştı. Buna rağmen kızı Esma onun nerede olduğunu, nereye gittiğini müşriklere söylememiştir. İz süren Mekkeli müşrikler Sevr mağarasına kadar geldiler. Hz. Muhammed bu sırada Kur'n'da anlatıldığı biçimde şöyle diyordu: 'Üzülme, Allah bizimledir' (et-Tevbe, 104/40). Nitekim Allah ona güven vermiş, göremedikleri askerleriyle onu desteklemiştir. Müşrikler tüm aramalara rağmen onları bulamadılar. Mağarada üç gün kaldıktan sonra Medine'ye yönelen Hz. Muhammed ile Ebû Bekir Küba'ya vardılar.

Hz. Ebû Bekir Medine'de Mescidi Nebî'nin inşasına katıldı. Hz. Muhammed (S.A.V.) İslm'ı yaymak ve düşmanlar hakkında bilgi toplamak için seriyye denilen keşif kollarını Medine dışına gönderiyor, bunlara bazen Hz. Ebû Bekir de katılıyordu. Hz. Muhammed'in çarpıştığı savaşlarda (Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te) Ebû Bekir de yer aldı. O, Müreysi, Kurayza, Hayber, Mekke, Huneyn, Taif gazvelerinde de bulundu. Hz. Muhammed'in bizzat idare ettiği harplere gazve denir. Ebû Bekir (r.a.), bu sözü geçen büyük savaşlardan başka, otuzdan fazla gazveye katılmıştır. Hicretin 9. yılında Medine'de büyük bir kıtlık oldu ve bu arada Bizans imparatoru, Şam'da Hicaz bölgesini istil etmek üzere büyük bir ordu hazırladı. Hz. Muhammed (S.A.V.), bu orduya karşı İslm ordusunu hazırlarken, kıtlık sebebiyle zorluklarla karşılaştı. Ebû Bekir malının hepsini bu ordunun hazırlanmasında kullandı. Onuncu yılda Ved Haccında bulunan Hz. Muhammed (S.A.V.), on birinci yılda hastalandı.

HİLAFETİ

Hicrî on birinci yılda hastalanan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.), 8 Haziran 632 yılında veft etti. Onun veftını duyan müslümanlar büyük bir üzüntüye kapıldılar ve ilk anda ne yapmaları gerektiğine karar veremediler. Hz. Ömer, O'nun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O'nun için 'öldü' diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu. Ebû Bekir, Hz. Muhammed'in iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Veft haberini duyar duymaz hemen geldi, Hz. Muhammed'i alnından öptü ve 'Babam ve anam sana fed olsun ya Rasûlullah. Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şnın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Y Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım ...' dedi. Sonra dışarı çıkıp Hz. Ömer'i susturdu ve; 'Ey insanlar, Allah birdir, O'ndan başka ilh yoktur, Muhammed O'nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed'e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah'a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bkî ve ebedîdir. Size Allah'ın şu buyruğunu hatırlatırım: 'Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Simdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah'a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükfatlandıracaktır' (l-u imrn, 3/144). Allah'ın kitabı ve Rasûlullah'ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz' (İbn Hism, es-Sire, IV, 335; Taberî, Trih, III, 197,198).

Hz. Ebû Bekir bu konuşmasıyla orada bulunanları teskin ettikten sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in teçhiziyle uğraşırken, Ensr, Benû Side sakifesinde toplanarak Hazrec'in reisi olan Sa'd b Uhde'yi Hz. Muhammed'den sonra halife tayini için bir araya gelmişlerdir. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Ebû Ubeyde ve Muhacirlerden bir grup hemen Benû Saîde'ye gittiler. Orada Ensr ile konuşulduktan ve hilfet hakkında çeşitli müzakereler yapıldıktan sonra Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ile Ebû Ubeyde'nin ortasında durdu ve her ikisinin ellerinden tutarak ikisinden birine bey'at edilmesini istedi. O, kendisini halife olarak öne sürmedi. Hz. Ebû Bekir'in konuşmasından sonra Hz. Ömer atılarak hemen Ebû Bekir'e bey'at etti ve, 'Ey Ebû Bekir, müslümanlara sen Rasûlullah'ın emriyle namaz kıldırdın. Sen onun halifesisin ve biz sana bey'at ediyoruz. Rasûlullah'a hepimizden daha sevgili olan sana bey'at ediyoruz' dedi. Hz. Ömer'in bu ni davranışı ile orada bulunanların hepsi Ebû Bekir'e bey'at ettiler. Bu özel bey'attan sonra ertesi gün Mescid-i Nebî'de Hz. Ebû Bekir bütün halka hutbe okudu ve resmen ona bey'at edildi.

Hz. Muhammed (S.A.V.)'in en yakın ashbı arasında -hatt Ebû Bekir ile Ömer arasında- zaman zaman ihtilflar, görüş ayrılıkları meydana gelmişse de ilk iki halife zamanında da görüldüğü gibi daima birliktelik devam ettirilmiştir. Anlaşmazlık gibi görünen hdiselerin birçoğunda huy ve karakter farklılığı rol oynuyordu. Mesel Ebû Bekir yumuşak ve skin davranırken, Hz. Ömer sertlik yanlısıydı. Ama her zaman birlikte hareket ettiler. Hz. Muhammed ölmeden önce yazılı bir ahitname bırakmamış, ancak Hz. Ebû Bekir'in faziletine dair Mescid'de konuşmuş, hasta yatağındayken onu ısrarla çağırtmış ve yerine imam tyin etmiştir.

MÜRTEDLERLE MÜCADELE, IRAK ve SURİYE FÜTUHATI

Hz. Ebû Bekir Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'nın halifesi olduktan sonra, O'nun veftıyla Arabistan'da Mekke ve Medine dışındaki bölgelerde görülen dinden dönme hareketlerine, yalancı peygamberlere karşı savaş açtı. Esvedu'l-Ansi, Müseylemetü'l-Kezzb, Secah, Tuleyha gibi yalancı peygamberlerle yapılan savaşlarla bu zararlı unsurlar yok edilmiş, isyan bastırılmış, zekt yeniden toplanmaya ve Beytü'l-Mal'e konulup dağıtılmaya başlanmıştır. İçte isyancılarla mücdele edilirken, dışta da iki büyük imparatorluğun, İran ve Bizans'ın ordularıyla karşılaşılmıştır. Gerçekten İslm ordusu fethettiği yerlerde kimseye zulmetmemiş, adaletiyle düşmanların takdirini kazanmış, müslüman olmayıp da cizye vererek İslm'ın himayesine giren milletler huzur ve emniyet içinde yaşamışlardır.

KUR'N-I KERÎM'İN TOPLANMASI, MUSHAF'IN MEYDANA GELMESİ

Hz. Ebû Bekir, Ridde harplerinde, vahiy ktiplerinin ve Kur'an hafızlarının birçoğunun şehit olması üzerine, Hz. Ömer'in Kur'n'ın toplanması fikrine önce sıcak bakmamışsa da sonra ona hak vererek, Kur'n yetlerinin toplanmasını sağlamıştır. Hz. Muhammed (S.A.V.) zamanında peyderpey inen vahiy, ktiplerce ceylan derilerine, beyaz taslara, enli hurma dallarına yazıldığı gibi, ashbın çoğu da Kur'n hfızı idi. Ebû Bekir, Zeyd ibn-i Sbit'in başkanlığında bir heyet teşkil ederek, herkesin elindeki yetleri getirmesini emretti. Böylece bütün yetler toplandı ve 'Mushaf' meydana getirildi. Bu Mushaf Ebû Bekir'den Ömer'e, ondan da kızı Hafsa'ya geçti ve Hz. Osman zamanında çoğaltılarak Drü'l-İslam'ın bütün vilyetlerine dağıtıldı.

VEFATI

Hilfeti iki sene üç ay gibi çok kısa bir müddet sürmesine rağmen Hz. Ebû Bekir zamanında İslm devleti büyük bir gelişme göstermiştir. Hz. Ebû Bekir Hicrî 13. yılda Cemziyelhir ayının başında hicretten sonra Medine'de yakalandığı hastalığının ortaya çıkması üzerine yatağa düşünce yerine Hz. Ömer'in namaz kıldırmasını istedi. Ashbla istişre ederek Hz. Ömer'i halifeliğe uygun gördüğünü söyledi. Hz. Ömer'in sert ve kaba oluşu gibi bazı itirazlara cevap verdi ve hilfet ahitnamesini Hz. Osman'a yazdırdı. Ebû Bekir, 634 yılında, altmış üç yaşında veft etti. Vasiyeti gereği Hz. Muhammed'in yanına defnedildi. Böylece bu iki büyük insanın, iki büyük dostun, kabirlerinde de birliktelikleri devam etti.

KİŞİLİĞİ ve YÖNETİMİ

Tcir olarak geniş bir kültüre sahip olan Hz. Ebû Bekir'in karakteri; yumuşak huyluluk, çok düşünüp çok az konuşmak, tevzu ile belirgindi. Chiliye döneminde müşrikler ona güvenir, diyet ve borç-alacak işlerinde onu hakem tanırlardı. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in en sadık dostu olan Ebû Bekir'in Mirc olayında sergilediği sonsuz bağlılık örneği ona 'sıddık' lkabını kazandırmıştır. O bu olayda 'O ne söylüyorsa doğrudur' demiştir. Cömertliğiyle de bilinen Hz. Ebû Bekir, bütün malını mülkünü İslm için harcamış, veft ederken vasiyetinde, halifeliği müddetince aldığı maaşların, topraklarının satılarak ide edilmesini istemiş ve geride bir deve, bir köleden başka bir şey bırakmamıştır. Dört eşinden altı çocuğu olan Ebû Bekir, kızı Ayşe'yi Hz. Muhammed (S.A.V.) ile hicretten sonra evlendirmiştir.

Hicret sırasında mağarada iken ayağını bir yılan soktuğunda ve ayağı acıdığında o sırada dizine yatıp uyumuş olan Hz. Muhammed Mustafa (S.A.V.)'yı uyandırmamak için sesini çıkarmaması, ağlarken Hz. Muhammed'in uyanıp ne olduğunu sorduğunda, 'Anam-babam sana fed olsun ya Rasûlullah' demesi olayı Ebû Bekir'in Hz. Muhammed'e olan bağlılığının örneklerinden sadece biridir. Hz. Muhammed (S.A.V.)'in, 'insanlardan dost edinseydim, Ebû Bekir'i edinirdim' (Buhri, Salt, 80: Müslim, Mescid, 38: İbn Mce, Mukaddime, II) ve 'Herkeste iyiliklerimin karşılığı vardır, Ebû Bekir hariç' demesi ve son hutbesinde, 'Allah, kullarından birini dünya ile kendi katında olan şeyleri tercih hususunda serbest bıraktı; kul, Allah katında olanı tercih etti'' diye Ebû Bekir'i övmesi ve mescide açılan tüm kapıları kapattırıp yalnız Hz. Ebû Bekir'in kapısını açık bırakması ona verdiği değeri göstermektedir.

Kaynaklarda O'nun, 'Ben ancak Rasûlullah'a tbiyim, birtakım esaslar koyucu değilim' diye kararlarında çok titiz davrandığı zikredilir. Bir meseleyi hallederken önce Kur'n'a bakar, bulamazsa Sünnette araştırır, orda da bulamazsa ashbla istişre eder ve ictihad ederdi. Hz. Ebû Bekir, Hz. Muhammed'in tüm uygulamalarını aynen tatbik etmek istemiş; bazen -kalpleri İslm'a ısındırmak istenenlere toprak vermesi gibi- maslahat gereği veya zamanın değişmesiyle hükümlerin değişmesini söyleyen ashbına uymuştur. Müslümanlar henüz otuz sekiz kişiyken Mekke'de Mescid-i Haram'da İslm'ı tebliğ eden ve müşriklerce dövülen Ebû Bekir'e hilfetinde 'Halifet-u Rasûlullah' denilmiş, sonraki halifelere ise 'Emîrü'l-Mü'minîn' denilmiştir. Mlî işlerini Ebû Ubeyde, kadılık ve kaz işlerini Hz. Ömer, ktipliğini Zeyd ibn-i Sbit ve Hz. Ali, başkumandanlığını Üsme ve Halid ibn-i Velid yapmıştır. Medine Drü'l-İslm'ın başkenti olmuş, Mekke, Taife, San'sa, Hadramevt, Havlan, Zebid, Rima, Cened, Necran, Cures, Bahreyn vilyetlere ayrılmıştır. Yönetimi merkezî olup, ganimetlerin beşte biri Beytü'l-Mal'de toplanmıştır.

'Allah'ım! Yarın kıyamet gününde vücudumu öyle büyüt ki cehennemi ben doldurayım, başkalarına yer kalmasın, bütün kulların hesabına ben yanayım' diye dua eden Hz. Ebû Bekir'in hutbe ve öğütlerinden bazıları şöyledir:
'Hayır işlerinde acele edin, çünkü arkanızdan acele gelen eceliniz var.' 'Allah için söylenmeyen bir sözde hayır yoktur.' 'Herhangi bir yericinin yermesinden korktuğu için hakkı söylemekten çekinen kimsede hayır yoktur.' 'Amelin sırrı sabırdır.' 'Hiç kimseye imandan sonra sağlıktan daha üstün bir nimet verilmemiştir.' 'Hesaba çekilmeden kendinizi hesaba çekiniz.' 

Bakmadan Geçme