Rüya gerçekleşti... Türkiye sivil devlet oldu!
Türkiye'de Genelkurmay Başkanının, Kara, Hava ve Deniz Kuvvetleri Komutanlarıyla birlikte geçtiğimiz hafta istifa etmesi, askerlerle siviller arasındaki oyunda son karttı. Oyuncuların bu oyunda kullandıkları yöntemleri, temiz yöntemler olarak nitelendiremeyiz. Zira sahip oldukları her çeşit güç, şiddet ve aldatma kaynaklarını kullandılar. Bu yöntemlerin arasında, halk tarafından seçilen bir Başbakanın idam edilmesi de yer alıyordu.
Askerî müessese, yaklaşık bir asır boyunca elverişli koşullara güvendi. Elverişli koşulların ilki, halkın, din devletinin esaslarını kaldıran Atatürk'ün sistemine olan büyük desteğiydi. Zira bu esaslar, Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'nda büyük bir yenilgiye uğramasına neden olmuştu. Bu yenilgi, Batılı güçlerin, Orta Doğu haritasını değiştirmesine olanak veren büyük bir fırsattı.
İkinci koşul, soğuk savaşın başlamasıyla oluştu. Nitekim Türkiye'de askerler, siyasi yaşamdaki kontrollerini sürdürmek uğruna Batı'nın mutlak desteğini almak için Türkiye'nin coğrafi konumunu ve Batı'ya olan mutlak sadakati nasıl kullanacaklarını bildiler.
Ancak yüzyılın sonlarına doğru koşullar değişmeye başladı. AB, her düzeyde ilerliyordu. Bu nedenle Türk halkının Avrupa'ya katılma rüyası da büyümeye başladı. İşte bu noktada ordu, çok karmaşık bir duruma düştü. Zira halk ve özellikle de siyasi sınıf, üye olma çabalarının yoğunlaştırılması ve gerekli koşulların sağlanması için baskı yapmaya başladı. Aynı zamanda Batı, yönetimdeki hegemonyalarının kısıtlanması için anayasal reformlar yapılması konusunda orduya baskı yapmaya başladı. Bu anlamda Batı'nın, Türkiye'nin, değişime doğru daha hızlı hareket etmesi konusunda önemli rolü oldu.
Öte yandan AB'ye üyelik arzusu, Türkiye'de ulusal ve İslami kimlik sorununun doğmasına yol açtı. Böylece sivil muhalefetten, İslami sloganlar atan siyasi güçler ortaya çıktı. Ordu bu noktada da kendini karmaşık bir durumda buldu. Zira hegemonyalarının devamlılığını haklı kılan laiklik tehdit altında ve bunun alternatifi de iktidara demokratik yollarla ilerleyen bir İslami akımdır. İşte o an şiddet kullanmaya karar vererek 1997 yılında Erbakan'ı devirdiler. Bazı Türk siyaset bilimcileri, bu yılı, Atatürk'ün askerî rejimini sonlandıran bir başlangıç olarak değerlendiriyor. Zira ordu son kez, demokratik bir şekilde seçilen sivil hükûmetin başkanına müdahale etti.
1997 yılından itibaren askerî müessese, başka bir tür şiddet kullanmaya başladı. Yani sivil hükûmete yönelik sabotaj eylemleri uygulamaya başladı. Böylece elinde kalan bazı yetkilerini kullanarak güvenlik konularında ve özellikle de Kürtlerle ilgili konularda alınan kararlara katılmaya başladı.
Ordu, askerî darbe düzenleme silahını da kullandı. Ancak sivil hükûmet buna karşı çıktı. Muhalefet bu konuda hükûmeti destekledi. Böylece darbe ve sabotaj planları düzenlemek suçuyla, orduya mensup birçok kişi hakkında tutuklama emri verildi.
Söz konusu tutuklamalar nedeniyle ordu moral çöküntüsü yaşamaya başladı ve kamuoyu da orduya destek vermemeye başladı. Erdoğan bu durumu, fırsat bilerek 1980 yılında askerî komuta tarafından düzenlenen Anayasa'yı değiştirme niyetinde olduğunu duyurdu. Zayıf olmasına rağmen ordu, siyasi denklemden çıkarılmasını öngören herhangi bir anayasal değişikliğe karşı çıktı. Bu durum, Erdoğan'ın referanduma gitmesine neden oldu. Bu referandumda Erdoğan halkın desteğini aldı. Yani Türk halkı, ordunun, siyasi yaşamda egemen olduğu devrin sona erdiğine karar verdi.
Türkiye ve biz yeni bir döneme giriyoruz. Bugün Türkiye'de ikinci cumhuriyet kuruluyor. Aynı zamanda Arap dünyasındaki devrimler, aynı hedefi yani ikinci cumhuriyeti kurma hedefini gerçekleştirme yolunda ilerliyor.