Dua yaşamaya ve yaşatmaya vesiledir.
Giyim-kuşam, yeme–içme nasıl bir ihtiyaç ise, dua da ruhun ihtiyacı, vazgeçilmez gıdasıdır. İstenilen bir şey talep edilmese arzı da olmaz. Yani ihtiyacın var ise isteyeceksin ki cevap verilsin. Ticaretle uğraşanlar iyi bilirler bu sektörde “Talep olmasa arz da gerçekleşmez.” Hayat Eğer sosyalleşmese çevreyle bir bütünleşme ve kaynaşma ilişkisi içine girmese, tabir yerinde ise bireyin ve toplumun gelişimi olmaz. Hayat yerinde biten ve yerinde solan bir ota dönüşür. Yalnızlık içinde, bihaber, varlık-yokluk içinde ehemmiyetsiz, itibarsız ve farkına varılmadan sürer gider. Hayatın devamı çalışmakla, çevreyle mutlaka ilişki içinde olmakla ve sağlıklı sıhhatli iletişimle olur. Gayret etmek lazımdır. Çalışmak lazım. İstemesini bilmeliyiz ki ihtiyacımıza cevap verilsin. Hayat devam etsin. Gayret-çalışma ve talep üçgeni içinde hayatı şekillendirmek lazım. İnsani münasebetlerimiz, yaşadığımız toplum ve çevreyle uyum içinde olmalıdır. neyi-nasıl, ne zaman ve kimden isteyeceğimizi bilmeliyiz.

Dua devamlılıktır. Kendimizle barışık ve mutlu olduğumuz sürece çevremizle de bir o kadar samimi ve güven içinde oluruz. Yaratılan her varlık var oluş istidadına göre ihtiyaçları vücut bulur. Her varlığın, yaratıcısı tarafından hayatını sürdürmesi namına kendisine verilmiş bir yaşam genişliği vardır.

Varlıklar hayat süreci içinde Rabbine, bahşettiği ilim ve kabiliyet ile müracaatta bulunur. Yaşamının devamını sağlar. Kulun müracaatı iki şekilde tecelli eder. Biri fiili, diğeri kavlidir. Yani say (fiziki amel) ve lisan ile ameldir. Ortak isimleri duadır. Bunu muhasebeciler sermaye ile ilgilenenler daha iyi idrak ediyorlar. Talep olmasa arz da olmaz. Duanın lüzum ve ehemmiyeti bundandır. İhtiyacın var ise isteyeceksin ki bakkal efendi cevap versin. Ve isterken neyi ne zaman ve ne için isteyeceksin bilmelisin. Faydalı, faydasız arzu ve ihtiyaçlarını birbirine karıştırmayacaksın. Çünkü gerçekten ihtiyacın var ise verenin merhamet ve rahmet sahibi olduğunu bilmelisin. Yapılan ihsanın kıymetini, lüzumsuz ve kıymetsiz taleplerle basitleştirme o ihsan sahibini üzme.
 

Allah sevgili peygamberimize (ASM): “Kullarım, beni senden sorarlarsa, (bilsinler ki), gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına cevap veririm. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler."Bakara Sûresi 186. Ayet Meali"

Rabbimizin katında fiziki amelimiz olsun kavli amelimiz olsun iki sininde ortak ve orijinal ismi dua’dır. demiştik. Dua; bir yalvarış, bir ilticadır. Nazik ve nazenin bir bebeğin acıkmışlığını ya da sıkıntısını annesine ağlama lisanıyla imdat etmesi; ilticada bulunması gibi, kulda yaratıcısına, efendisine aczini ve ihtiyacını dua diliyle arz eder. Çünkü ihtiyaçları sonsuz ve kâinatın tümüyle alakalıdır. İhtiyaç ve istekleri koca evreni oluşturan en uzak ve en küçük unsuruna kadar ulaşmıştır. Öyle birine iltica edecek ve yalvaracak ki hâkimiyeti kâinatın en uzak noktasına hükmediyor olsun. İşte bunun çözümü kişinin Rabbine hem kavli hem de fiili duasıyla sığınmasıdır. Bu sebeple dua bir yöneliştir

Dua, ihtiyaç dilemektir. Dua, çok zengin ve cömert olan Allah’tan ihtiyaçlarını gidermesi için yardım ve ihsan talep etmektir. Dua ile kul şöyle der : Rabbim beni yaratan sensin ihtiyaçlarımı ancak sen bilirsin çünkü senin bana verdiğin akıl ve ilim sınırlıdır. bize öğrettiğinden ötesini bilemeyiz. Neden diyeceksin, zira kâinatı oluşturan her bir unsur her bir madde her bir manevi cazibenin bütün sırları senin kudret elindedir. Bunu bana bahşettiğin akıl ve öğrettiğin ilim ile muhakeme ile anlıyorum. Sosuz aczi yet ve fakr-u zaruret içinde olduğumu biliyorum. İçtiğim sudan, teneffüs ettiğim havadan, yediğim envai çeşit gıda ve taamlardan tut ta kâinatın derinliklerinden beni aydınlatan güneş ve yıldızlara ancak senin sözün geçer. Senin şanın yücedir. Sen, Sani-i Zülcelâlsın koca kâinatı bir saray gibi idare eden sensin. Bir sapan taşı gibi evirip çeviren sensin. Bir çiçeğin şahsında bir baharı yaratan sensin. Bahar bahanesiyle cenneti yaratansın. Ey yer ve göklerin sahibi sana iltica ettim, Sana yöneldim. Senin bahtına düştüm bana acı beni mahlûkata karşı küçük ve zavallı duruma düşürme beni Esma-ı Hüsna ya ayine darlık yap şükrümü artır. Beni bunca nimete karşı nankörlerden eyleme şeytan ve nefsime mağlup ettirme. Ey merhameti bol Allah’ım esfeli safiline (cehennemin en derin çukuruna) düşmekten beni muhafaza et. İlahi; eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı yap. göğsümüzü genişlet. Bizleri birbirimize karşı merhametli, düşmanlarına karşı güçlü eyle. Rabbim, bizleri namazlarını dost doğru kılan, Sana hakkıyla kul olan salih kullarından eyle. Âmin.

Ebû Hüreyre'den (r.a.) rivayetle: “Allah'a duanızın kabul edileceğine kesinlikle inanmış olarak duâ edin. Şunu da bilin ki, Allah kendisinden gafil ve başka işlerle meşgul bir kalbin duasını kabul etmez.” Hadis-i Şerif Meali - Camiü's-sağir - 316
Evet, hiçbir varlık yok ki Rabbini tespih etmesin rahmet ve ihsan makamına haklı dualarıyla iltica etmesin.
Bu sebeple, DUA; Şu koca kâinatı ve içinde bulunan; cins, renk, tat lezzet ve hazca birbirinden ayrı, ayrı güzellikte olan bin bir envai nimetleri yaratan, yegâne güç ve kudret sahibi Allah’ı tanımak, ona güvenmek ve sadece ondan yardım dilemektir. Yüce Allah: “Bana dua edin size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenen (müstekbir)ler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.” (Mümin Suresi, 60) Yine Rabbimizin duanın insanın yaşamında ne kadar ehemmiyetli bir rol oynadığını şu ayetle belirtmektedir. Habib-i Zişan Resul-u Kibriya Mahbubu Huda Ve ümmetinin göz bebeği olan Nebiler Nebisine hitaben: “Deki; Eğer duanız olmasa Rabbimin katında ne ehemmiyetiniz var.” (Furkan, ayet 77)

Her yenilenmiş bir duada insanın kendini yeniden bulması demektir. Neticede zaafını anlamış Rabbinden güç ve kuvvet vermesini talep eder. Fakrını anlamış Rezzak’ından fakirliğini açlığını giderecek bereketli bir rızık ister. Bu büyük ve geniş âlemde cereyan eden mükemmel ve kusursuz düzene karşı cehlini anlayarak geniş ilim ve irfan sahibi yaratıcısından bütün bu güzellikleri anlamak, çözmek ve yaratılışının asıl gayesinin “Dua ve ibadet” olduğu bilincine vararak hayatını buna göre tanzim ve inşa için ilim ve feraset ister. Çünkü Allah dilemedikçe bir şey öğrenmemiz imkânsızdır. Onun öğrettiğinin dışında bir şey bilmemiz mümkün değil. Kul kalben isteyecek fiiliyle yapacak ki Allah muvaffak kılacaktır. İstemesini bilecek ki Rabbi versin.

Velhasıl varlığımızın oluşu, hayatımızın bereketi ve akıbetimizin cennet meyvesi ile mükâfat bulması için, Rabbimize samimi bir kalp ile yönelmemize bağlıdır. Ona sağlam bağlarla bağlanmakla olur. Hayat raylarımızı Ona giden iman ve Kuran bağı ile muhkemleştirmeliyiz. Dua silahını hiçbir zaman kendimizden ayırmamalıyız. İsteyelim, isteyelim istemekten yorulmayalım. Ancak, hayırlı olanı isteyelim. İhtiyaç sahibiyiz. Allah cömerttir dileyene cömertçe vermek ister. Çünkü vermek istemeseydi isteme duygusunu da vermezdi. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.