Dilimizin sustuğu imajların ve sembollerin konuştuğu bir zamanda yaşıyoruz. Biz yirmi birinci yüzyıl insanı olarak kimliğimizi imajlar üzerinden oluşturup kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Geleneksel insanın "yalan dünya" kavramından anladığı "dünyanın geçiciliği" iken modern insanın zihninde bu kavram "dünyanın çekiciliği" anlamına büründü.

İnsan şemalar oluşturarak düşünür, yani zihnimizde oluşturduğumuz imajlar, göstergeler üzerinden. Bu oluşan göstergeler, şemalar, imajlar üzerinden hayata, eşyaya, kavramlara anlamlar yükleriz. Bu anlamlar üzerinden de bizlerin ve muhataplarımızın düşünceleri oluşur. Düşüncemizin alt yapısını oluşturan bu imajların bizce derin bir anlamı vardır. Hatta insanların zihninde oluşup da dilce ifade edemedikleri kelimelere dökemedikleri derin bir anlamdır bu. Kısacası imajlar sayesinde muhatap olduğumuz insanların zihninde bir iz bırakırız.

İşte tam burada bizlerin niyeti devreye giriyor. Karşı tarafın zihninde "anlık ve yapay" ya da "görünmek istediğimiz" gibi bir iz bırakmak istersek işte o zaman maskeler işin içine giriyor. İstiyoruz ki insanlar bizi farketsin, dikkatler hep üzerimizde olsun. Böyle bir yaklaşımımız olunca da maskeler etkisini kaybediyor ve hemen yeni bir maskeyi devreye sokuyoruz. Çünkü imajın sürekli yenilenmesi ve değiştirilmesi gerekiyor.

Her şeyden önce bu imaj yenileme ve değiştirme çabaları bizim zihin, niyet ve kalplerimizi alt üst ediyor. Kalpler ve zihinler altüst olunca bakış açımız da, hayatımız da dürüstlükten uzaklaşıp riyakarlığa  doğru ilerliyor. Dışı cilalı içi boş hayatlara özeniyoruz ve bu hayatımızın artık bir "varoluş" gayesi haline geliyor. Kendimizi güçlü göstermek için pahalı araba, eşya vs. şeylere yöneliyoruz. Bu durum da bizleri bankaların kölesi haline getiriyor. Kendimizi güzel göstermek için kozmetik ürünlerine, makyaja, estetik ameliyatlara, elbiseye yöneliyoruz. Bu da bizleri küresel firmaların, markaların kölesi yapıyor. Cehaletimizi örtüp bilgili görünmek için toplumda pek kullanılmayan bilgi ve kavramları kullanıyoruz. Popüler alandan kopmuyoruz ve bununla da kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Derdimiz çevrenin "en'i olmak", "en gözde"si olmak haline gelmiş.

Gayemiz muhataplarımızda "hayranlık uyandırmak" olunca da kişiliğimizle, kimliğimizle, becerimizle ya da sahip olduklarımızla değil, bize ait olmayan yapay ve popüler aksesuarlar üzerinden kendimizi ifade etmeye ve göstermeye çalışıyoruz. Bu niyet ve gaye de bizi moda olana, popüler olana ya da daha fazla tüketmeye itiyor. Günümüzde imaj oluşturmanın yolu da zaten bunlardan geçiyor.

Popüler ya da moda olan bir şey kendisini her alanda gösterir. Giyim-kuşam, saç ve beden şekli, sanat, edebiyat, siyasi düşünce, yemek, konuşma tarzı, mimari, tüketim malzemeleri, ev döşemesi, eşya, inanma biçimi, bazı şeylere karşı tutum ve davranışlar bunlardan bazılarıdır. Bazen bakarsınız bir zaman tuhaf ve ayıp kaçan bir şey moda sayesinde meşrulaşıp normalleşebilmektedir. Bizleri ihtiyacımız olana değil "göstermek istediğimize", "hissettirmek istediğimize" yöneltir. İmaj için modaya, moda için tüketime ihtiyaç duyarız. İmaj-moda-tüketim üçlüsü aslında birbirini tamamlar ve birbirlerine muhtaçtır. Bu ayrılmaz üçlü bir nevi modern teslis inancıdır. Biz bu inancın tasallutu-tesiri altına girmişsek artık kapitalist kültürün gönüllü köleleri haline gelmişiz demektir. Medya ve reklam aracılığıyla bizlere "olunması gereken", "ulaşılması gereken" prototipler, modeller sunulur önce. Sonra bu sunulan örnekler bizim için "ideal imajlar" haline gelir. Bu her gün, her an bize pompalanır. Biz zamanla artık "sahip olduğumuz", doğuştan bizde var olan imajı beğenmez hale geliriz. Artık o bizim için "eskimiş ve çağdışı" pozisyonunu almıştır. Bize sunulan o ideal imaja ulaşmak için var gücümüzle çalışırız. İhtiyacımız olmayan, bize ait olmayan bir şeyi artık ihtiyaç hissederiz. E tabi bir şey ihtiyacımız haline gelince de ona ulaşmak için paraya ihtiyaç duyarız, para için de çalışmaya. Artık biz, biz olmaktan çıkıp tüketerek mutlu oluruz; tüketerek varlığımızı hissederiz. Tüm maddi imkansızlıklara rağmen moda olan bir telefona, parfüme, arabaya vs. şeylere ulaşmak için gayret ederiz. Önümüze konan, "ideal güzel kadın" imajıyla da kadınlar o ideal ölçülere ulaşmak için kozmetiğe, estetiğe mahkum olur. Kendi tarzımızı değil başkalarının dayattığı tarzı aslında kabul etmiş oluruz böylelikle. Aslında aynadaki biz değilizdir artık.

Elbette bu kadar moda, tüketim, imaj oluşturma, kendini beğendirmeye çalışma, karşıda hayranlık uyandırma, bir şeylere kestirme yoldan ulaşma yarışının bizlere ekonomik, ahlaki, toplumsal, psikolojik bedelleri de olacaktır. Bir kere bu kadar ''sanal ihtiyaç ve imajllara'' ulaşmak için paraya ve çalışmaya ihtiyaç duyacağız. Bu sınır tanımaz çalışma bizi sağlığımzdan edecektir. Yeterli parayı bulamayanlar sırf ulaşmak istediği imaj ve prestij için hırsızlık, uyuşturucu satıcılığı vs. gibi  gayri meşru yollara başvuracaktır. Bu da toplumda suç patlamasına ve sosyal kaosa yol açıp güven-emniyet sorunu ortaya çıkaracaktır. Yine o ''ideal imaj''a ulaşmak için kişiliğimizden, doğallığımıdan vazgeçeceğiz. Göründüğümüz gibi olmayacağız hiçbir zaman. Bu da bizde bir kimlik, benlik, şahsiyet, ahlak problemi oluşturacaktır. kendi tarzımızı oluşturamayacağız. Helvadan putlar gibi imaj için acıkınca yiyeceğiz onları. Hayatta hep maskelerle dolaşıp yapay kimlik görüntüsü vereceğiz. Özerk olamayacağız, özgür ya da özü gür bireyler olamayacağız. Hep başkalarından onay bekleyen, edilgen bir nesne olarak hayatımıza devam edeceğiz.

Kendimizi değersiz hissettiğimiz için hep bir kaygı içinde olacağız. Kaygılar, korkular ve imaj için çekilen tüm bu emekler bize gergin ve stresli bir hayat olarak geri dönecek. Hayattan zevk alamayan, imajlarının kölesi olmuş, kişilik problemleriyle dolu, muhteris bireyler topluluğu olacağız. Güven sorunu, temsil sorunu olan bir toplum olacağız. Şekle önem veren; samimiyeti, doğallığı, dürüstlüğü arka plana atan; riyakarlığı ön plana alan bireyler halini alacağız. Ki riya bizim dinimizde gizli şirk olarak kabul edilir. Riya, kişinin, topluma vereceği imajı öncelemesidir. İçten çürümenin adıdır. Büyüme hesapları olan bir insanın sinsi planlarıdır. Hele bu riya, insana ve topluma sindi mi orada kokuşma baş gösterir. Bu riya ve ahlaki kokuşma toplumun konuşmasına, tarzına, davranışına, ticaretine, ibadetine, her şeyine yansır.

Peki bu imaj tanrısının gazabından birey olarak, toplum olarak nasıl kurtuluruz? Kısa bir cevap verecek olursak şayet, kurtuluşumuz "takva" sayesinde olur. Takvanın olduğu yerde imaj, imajın olduğu yerde takva olmaz. İmaj, insanların zihninde oluşturmaya çalıştığımız görüntüdür. Takva ise bizleri yaratan rabbimizin katındaki görüntümüzdür. İmaj, görüntünün öncelendiği maskedir. Takva, görüntülerden uzak, kulluk kalitesine bağlı bir yaşam tarzıdır. Bir mümin kul, imaj gayreti içinde değil de rabbinin katındaki görüntüsü olan takva gayreti içinde olursa; bu gayret beraberinde ihlası, samimiyeti, özveriyi, izzeti, heybeti, prestiji, toplum nazarında kabul görmüşlüğü, saygınlığı beraberinde getirecektir. Sözünün, hayatının özgül bir ağırlığı olacaktır. Takva gayreti içinde olan bir kul, "ruhi bir diyet" içinde olacak; gözüne, kulağına, algı ve zihnine oruç tutturacaktır. İmaj kaygısı taşımayan bir mümin kulun kaygısı, yaratan-yaşatan Allah'ın rızası olduğu için nasıl "emrolunduysa öyle dosdoğru" olacaktır. Niyetini ve kalbini dosdoğru kıldığı için de hayatı da dosdoğru olacaktır. "Yalnız rabbine kulluk edip yalnız O'ndan yardım isteyeceği" için de ilahi rızadan başka bir izzet ve prestij kaynağı tanımayacaktır. Yalnız rabbini razı etmeye motive olmuş bir kula ve topluma Allah (cc) bir "burhan" (yusuf, 24), bir "furkan" (enfal, 29) bir "basiret" (yusuf, 108), bir çıkış yolu " (talak, 2-3), bir "hikmet" (bakara, 269), bir "yol" (ankebut, 69) verir. Hikmeti, feraseti, basireti kuşanmış bir kişi ve topluma artık yer yüzünün hiçbir sanal tanrıları zarar veremeyecek, hatta onları "yenilmiş ekin yaprağı"na çevirecektir inşallah.

Ya Rabbi, tanrı enflasyonu yaşadığımız şu 21.yüzyılda bizleri diğer tanrıların işgalinden koru, hayatlarımıza müdahil olmalarına ve sızmalarına izin verme.

Bizleri nehir kenarından abdest alırken dahi israfı yasaklayan peygamber efendimize ümmet eyle.

Zihnimizi, kalplerimizi, kısacası tüm hayatımızı takva elbisesine büründür.

Amin.

Vesselam... 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.