banner78

  İslam ve batı medeniyetinin 5 temel esaslarından biri de İslam Medeniyetinde uhuvvet(kardeşlik), batı medeniyetinde ise unsuriyet(ırkçılık) esaslarıdır.
       Evet, kâinatın rabıtalarına ve hakikatine bakıldığı zaman eşya ve varlıklar mabeyninde esaslı bir uhuvvetin, ciddi bir rabıtanın olduğu görülmektedir. Bu vahdet alakalarının ve uhuvvet rabıtalarının menbaı ve kaynağı Esma-i ilahiyedir. Uhuvvet hakikatine evvela Esma-i İlahiye noktasından bakmak icap eder. 
        Müminlerin uhuvvetine ve bunun olması gerektiğine Kuran ve hadisler işaret etmişlerdir. Ayrıca kâinatın bütününde bir uhuvvet hakikati görülmektedir ki Cenab-ı Hak bunu tekvini emirler ve fıtri kanunlar olarak kâinata derç etmiştir. Yani Esma-i ilahiyenin tecellileri ve mahlûkat ayinelerinde görünmeleri adedince eşya(varlıklar) mabeyninde uhuvvet rabıtaları husule gelir.
        Mesela Allah’ın Halık isminin tecellisiyle bütün mahlûkatta bir uhuvvet ve kardeşlik bağı oluşmaktadır. Yani beni Allah Halık ismiyle yarattığı gibi bütün mahlûkatı da yaratmıştır. Bu noktadan Halık ismi bizi mahlûkat ile kardeş kılmıştır.
        Mesela Rezzak ismi beni rızıklandırdığı gibi bütün hayat sahiplerini de rızıklandırmaktadır. Rezzak ismi rızıklananlar adedince bizimle onlar arasında uhuvvet ve kardeşlik bağı oluşturmaktadır.
        Mesela Kuddüs ismi kâinatı fıtri bir nizamla temizlediği gibi benim de göz kapaklarımla göz bebeğimi temizlemektedir. Bu nokta-i nazardan bütün temizlenen mahlûklar bizimle kardeştirler.
         Mezkûr misaller gibi kâinat mezahirinde ve eşya mahiyetinde tecelli eden ve görünen Allah’ın Esma-i Hüsna’sı (güzel isimleri) adedince mahlûkat mabeyninde uhuvvet rabıtaları oluşmaktadır. İşte bin bir Esma-i İlahiyenin bin bir tecellisiyle kâinat ve mahlûkat birbirinin kardeşi ve yardımcısı olmuştur. Mesela her varlığın Halık’ı bir, Malik’i bir, Mabud’u bir, Razık’ı bir. bir bir bine kadar bir bir. Bu bir birler bizim ile eşya mabeyninde Vahdeti ve uhuvveti tesis etmektedir.
          İşte kâinattaki bu fıtri uhuvveti Allah Kuran-ı Kerim de müminlere emretmiştir. Yani bütün kâinattaki fıtri kardeşliği biz müminler ihtiyar ve irademizle yapmalıyız ki kâinat hakikatleriyle ters düşmeyelim. Kâinattaki bu fıtri uhuvvet nizamının hilafına olarak batı medeniyeti mensupları unsuriyet esası üzerine giderek kâinat hakikatlerine muhalif hareket ederler. Biz İslam medeniyeti mensupları olarak sadece insanlarla değil, belki bütün varlıklarla bir uhuvvet rabıtasını görüp bir münasebet peyda ederiz. Fakat batı medeniyeti, değil bütün kâinatla belki unsuriyet fikriyle kardeşine, vatandaşına ve hatta dindaşına karşı kin ve iğbirar hissi ile hareket etmektedir. Bu sırdan dolayı mümin münasebetini dini, sınıfi ve vatani rabıtalar üzerine bina eder. Batı medeniyeti mensupları ise unsuriyet fikriyle kendi ırktaşı ve milliyetdaşı olmayanları yutmakla beslenmek esası üzerine harekâtını bina ederler.
        Allah, Hucurat suresinde; Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allahtan korkup sakının umulur ki esirgenirsiniz, buyurmaktadır.
       

Fransız ihtilal-i kebiriyle birlikte sâri bir illet olarak yayılan bu unsuriyet fikri ve ekilen ırkçılık tohumları insanlığa 1. Ve 2. Dünya savaşlarındaki felaketi netice vermiştir. Adeta bu hastalık beşeriyetin bünyesine girerek insanlık o hastalığın etkisiyle 1. Ve 2. Dünya savaşlarındaki gibi kusmuş ve yeryüzünü kana bulamıştır. Kendi milliyetine mensup olmayanlara hayat hakkı tanımayan bu fikir maalesef İslam toplumlarını da etkilemiştir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Milliyetimiz bir vücuttur, ruhu İslamiyet, aklı kuran ve imandır” der. Buna göre İslam milletlerinin her biri bir vücudun azaları gibidir. Hiçbir unsurun diğer unsura üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takvadadır. Kişiyi veya bir kavmi üstün kılan ırkı değil takvasıdır. 
        Biz İslam milletleri medeniyetimizin menşei olan dinimize bağlılığımız nispetinde değer kazanırız. Bütün mazideki mefahirimiz ve güzel huylarımız hep İslamiyet’tendir. Dinimizin değerleri o kadar sağlam ve rasihtir ki biz dinimize bağlılığımız nispetinde biz de güzel huylar ve davranışlar husule gelir. Mesela Araplar İslam’dan evvel cahiliye devrini yaşarken, İslamiyet’ten sonra asr- ı saadeti yaşamışlardır. Bu meziyetler ve güzel seciyeler o ırkın değil belki İslamiyet’indir Teşbihte hata olmasın ırklar ve unsurlar ampul gibi, dinimiz elektrik akımı gibi, siz ampulü elektrik akımına bağlarsanız yakarsınız akım olmadan ampul bir hiçtir.
        Elhasıl sosyal hayatta unsuriyet fikrine harekâtını bina edenler başka unsurları yutmak ve yok etmek üzere hareket ederler. Fakat uhuvvet esası üzerine hareket edenler sadece insanlarla değil bütün varlıklarla bir kardeşlik bağı kurar ona göre hareket ederler.
        Peygamberimiz Hz. Muhammed(ASM); şöyle buyurmuştur; İslam, cahiliyetten kalma ırkçılık ve kabileciliği ortadan kaldırmıştır.     . 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Nurettin 2018-03-03 17:24:56

Rabbim sizin gibi uhuvetli Büyüklerimizi başımızdan eksik etmesin.

Avatar
Halit Bayram 2018-03-15 17:52:59

Rabbim şevkinizi arttırsın.mimsiz medeniyetin menfi 5 esasına karşı islamın müsbet beş esası bize gösteriyorki ahkamda avrupaya dilencilik etmek şimale mütevecihen namaz kılmak gibidir.bu güzel çalışmalarınızın devamını dilerim.sizi tebrik ediyorum.