Bilindiği üzere sendikalar, sanayi devriminden sonra, çalışanların hak ve menfaatlerini, işveren ve devlette karşı korumak ve gözetlemek üzere sivil dayanışma örgütleri adı altında ortaya çıkmıştır.

İşçi ve Kamu Görevlileri sendikaları, 4688 sayılı Kamu Görevlileri sendikaları kanununda, diğer işçi sendikalarının tabi olduğu ilgili yasalardaki ortak tanımda da yer bulduğu gibi, “kısaca; üyelerinin sosyal, kültürel ve mesleki hak ve çıkarlarını her alanda korumak ve gözetmektir.” Şeklinde ifade edebiliriz.

İlk dönemlerde bu sivil dayanışma kuruluşları çalışanların, ağır sanayi şartları karşısında işverenlere ve patron konumundaki devlete karşı çalışan ve emekçinin yanında yer almış, çok ağır şartlarda ve zorlu bir fedakârlığı üstlenerek mensuplarının hak ve menfaatlerini koruma hususunda çetin mücadeleler vermişlerdir. Ne yazık ki bu dönemde faaliyet gösteren sendikalar için ayni mücadeleyi göremiyoruz. Eskilerde sendikacılık saf ve temiz ve beklentisiz bir mücadele örneği veriyorlardı. Değişen dünya şartlarında, konjoktürel değişmeler, dünya siyasetini bayağı kirletti. Emperyalist, menfaatçi ve emeği sömüren düzenler, yine buna tepki olarak, emperyalist düzende olduğu gibi, siyonist düzenin bir ürünü olarak ortaya çıkan kominizim, çalışan işçi ve emekçilerin yıllarca emeklerini ağır şartlar altında tutarak sömürmüştür. Bu emek sömürü düzeni 2. Dünya savaşı sonuna kadar devam etmiştir. Çalışanın ağır çalışma düzenine ve gelir adaletsizliğine karşı son dönemlere kadar grev ve eylem hakkı engellenmişti. Ancak, son kırk, elli yıllık zaman dilimi içinde yapılan toplumsal baskılar meyvesini vermiş, geniş çapta hak ve menfaatler ve sosyal kültürel alanlarda sık, sık yapılan yeni düzenlemeler ve mevcut yasalarda yapılan iyileştirmelerle dünya işçisi, emekçisi ve kamu personeli derin bir nefes almıştır. Bu yapılanlar tabi ki çalışan ve emekçi için yeterli değildir.

Gerçek sendikacılık yapan sendika yöneticilerini tenzih ederek söylemek isterim ki, yukarıda tanımını yaptığım kirli siyasetin ve kirli menfaatlerin çatışmasında sendikal kuruluşlar da nasibini almıştır. Mevcut kamu sendikalları tümüyle siyasete bulaşmış durumdalar. Kimi yandaş kimi karşıt kimi bölücü odaklara bilerek ya da bilmeyerek hizmet etmektedir. Oysa sendikalar diğer sivil kuruluşlar gibi kendi üyelerinin hak ve menfaatlerini kollamak ve korumak mükellefiyetini taşırlar.

Ağrı’daki bazı sağlık çalışanları sendikaları, son dönemlerde yönetimleri içinde huzursuzluk yaşıyor. Bilhassa Sağlık-Sen yönetiminde şimdiden çatlak sesler yükselmeye başladı bile. Yönetim ikiye bölünmüş durumda. Sendika içinde güç ve iktidar mücadelesi her geçen gün biraz daha hızlanarak çetin bir rekabet savaşına dönüşüyor. Başkaldırı sendikanın il ve ilçelerdeki temsilciliklerde büyük tartışmalara yol açmış durumda. Üyeler tedirgin. Her ne kadar bazı temsilciliklerde bu isyan grubuna alt düzeyde sempati duyuyorsa da sendikanın büyük bir çoğunluğu bu hareketi desteklemiyor. Ayni zamanda Sağlık-Sene vurulmuş şuursuzca bir darbe olarak nitelendirmektedirler. Sendika içindeki çatlak seslere karşı olanlar, bu bir ihtilaf hareketidir. Derken, muhalif kanadını destekleyenler ise yapılan baş kaldırırın yönetimin bu güne kadar yapılan haksızlıklara ve toplum içinde yayılan yolsuzluk söylentilerine karşı bir yol haritası geliştirilmemiş, zamanında haklı bir tepki verilmemiştir. Dolayısıyla Ağrıdaki sağlık teşkilatlarına siyasi aktörlerce yapılan atamalarda kimi atamalarda, Ağrı halkının sosyal kültürel değerlerine ters düşen düşüncede, liyakat sahibi olmayan kişileri atarken sendika olarak pasif kalındığı, tepki vermediği el altında bütün bu yapılanları onayladığı tezini savunuyorlar.

Evet; Sağlık-Sen Ağrı il başkanlığı son yönetim seçimini 2017 Mart ayı başlarında yapmıştı. Seçim üzerinde 1-1,5 yıl geçmiştir. Oysa son seçim ne vaatler ne heyecanlarla yapılmıştı. Şu anda isyan bayrağı çeken muhalif grup o günkü seçimlerde şu anda görevde olan başkan ve grubu için geceli gündüzlü çalışmışlardı. Yönetimde oldukları halde başkan ve yönetime karşı kılıç çekmeleri düşündürücü olsa gerek. Mart/2017 sendika seçiminde can hıraş çalışan, ekiplerini göklere çıkaran, rakiplerini yeren bugünkü muhalif kesim büyük bir çelişki içine girmiş bulunmaktadır. Seçim arifesine girmişken birden bahaneler üreterek isyan bayrağı çekmek etik ve ahlaki değildir. Ne oluyor. İnsana sormazlar mı ayni yönetimde ayni kervanın kervancısı olduğun halde olan biten yanlışlar var ise sen uyuyor muydun? Yoksa kör ve sağır mıydın? Yoksa birileri yularını mı tutup çekiyordu da farkında değildin. Ekibin dışında sivil insanlardan bir tepki, gelirse anlaşılır da, bir ekip ki kendi içinde kör ve sağır, olan bitene bigâne, sonunda birilerin dürtmesi ile sarhoş bir uyanışla mensup olduğu ailesine muhalif kesilmesi ve kendisinin de payı olmasına rağmen ulu orta eleştiriler getirmesi pekte mantıklı değildir. Bu hedef alma metodu rakibinden önce evvela kendi bacağına kurşun sıkmak demektir.

Sağlık-Senin üyelerinin ezici çoğunluğunda ortaya çıkan muhalif kanat hakkındaki kanaati şu yünde: Gelmiş geçmiş idarelerin zaman, zaman personel ile ilgili yaptıkları doğru ya da yanlış tasarruflar olsun, yetersiz ve egosuna yenik düşen kişileri göreve getiren zamanın siyaset aktörlerine karşı olsun olumlu, olumsuz bir tepki vermediniz. Hatta istenmeyen bazı kişilerin önemli görevlere getirilirken engel olmadınız. Yetkili sendika olarak, şayet var ise bu güne kadar yapılmış bir haksızlık ya da yolsuzluğa bir tepkiniz olmadı. Hal böyle iken, acaba zamanında kapalı kapılar arkasında konuşulmuş bir ajanta veya bilmediğimiz verilmiş vaatler vardı da yerini bulmadı ki isyan bayrağı çekilmiştir. Sendika içinde ya da dışında olan biten her icraata bütün yönetimin sevabı ve günahı vardır. Geçmişte hiçbir şey olmamış gibi toplumda bir karşılığı ve itibarı olmayan, içi boş fikirlerle muhalefet yapmak, Sağlık-Sen’in kuruluş amacını taşıyan sendikacılık ideallerine değer verdiği maddi ve manevi değerlere aykırıdır. Bu günlerde ortada bir şaibe dolaşmaktadır. Sendika içinde yaygınlaşan muhalefeti engellemek ve zamanla muhalefet edebilecek kişileri susturmak hususunda, insan onurunu incitecek teklifler olduğu fikri dolaşmaktadır. Mevki makam vaadinde bulunulduğu duyumu yayılmaktadır. Şayet böyle bir girişim var ise çok üzücüdür. Ve etik değildir. Kişi ya da kişileri rencide edicidir. Sendika yönetiminin bu dedikoduları önlemek için daha dikkatli ve şeffaf bir yönetim anlayışı ortaya koymalıdır. Bu nahoş kavga bir tek Türk Sağlık-Sene yaramaktadır. Son iki ayda Sağlık-Senden karşı tarafa onlarca üye geçmiştir. Bu da sendika için ayrı bir itibar kaybı demektir. Temennim bu kavganın bir an evvel son bulması ve sendika içinde bu camianın ahlak ve prensiplerine uygun olmayanların da temizlenmesidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
cevdet taşdemir 2018-10-02 12:04:15

taha bey sağlık sen buyuk bir camia kendi içinde sorunlarını çözecek ferasete insanlardan oluşuyor dolayısıyla biz bize bu işin üstesinden gelebiliriz bundan emin olunuz

Avatar
taha alparslan 2018-10-02 15:11:15

değerli dostum cevdet takdir edersin şayet arzu ettiğin feraset olasa idi. bizimde değerlendirmelerimiz ayrı yönde olurdu. ancak bu konuda üzüntümü belirtmekten başka bir şey diyemem.