Sünnetin Hüccet Oluşunun Delilleri
 1- Kur-an’ı  Kerim.
Allahımız kuranı kerimde hz peygamber s.a.s ye itaati farz kılmıştır. Bu farziyyet ise aşağaıdaki ayetler ile sabittir.
1) -(Ey Muhammed! Onlara) Deki: “Allah’ı seviyorsanız, bana tabi olunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın...”(Al-i İmran / 31)
2)-(Ve yine) de ki: “Allah’a ve Rasule itaat edin; eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz Allah kafirleri sevmez.”(Al-i İmran / 32) 
3) -“Allah’a ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Al-i İmran /132)
4 Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin...” (Nisa / 59)
5)-“Her kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse,” (Nisa / 69)
6)-“Her kim o Peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisa / 80)
7) -“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulüne itaat ediniz....” (Enfal / 20)
8) -“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin...” (Enfal / 46)
10) -“Oysa aralarında hüküm vermesi için Allah’a ve Peygamberine davet olunan mü’minlerin sözü ise, “işittik ve itaat ettik” demeleridir...” (Nur / 51)
11) -“Kim, Allah’a ve Peygamberine itaat eder ve O’ndan korkar, sakınırsa, işte kurtuluşa erenler de bunlardır.” (Nur / 52)
12) -“(Ey müslümanlar!) Namazı dosdoğru kılın; zekatı verin ve Peygambere itaat edin ki rahmet olunasınız.” (Nur / 56)
13) -“İçinizden kim Allah’a ve Rasulüne itaat eder ve salih amel işlerse,...” (Ahzab / 31)
14) -“...kim Allah’a ve Rasulüne itaat ederse büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab / 71)
15) -“...Peygamber size neyi verirse, onu alın; neden sizi nehyederse, ondan da sakının...” (Haşr / 7)
16 ) -“Allah’a itaat edin; Rasüle de itaat edin.” (Teğabun / 12)

Görüldüğü gibi Allahımız kuranı kerimde hz rasulullaha itaat etmemizi  defalarca bize emir ferman buyurmuştur. 
Sözlükte: ‘Boyun eğme, uyma, söz dinleme, emre uygun hareket etme, emre saygı gösterme’  gibi anlamlara gelen itaat, özetle bir kimsenin kendisinden istenilen şeyleri yapması anlamlarına gelmektedir. O halde Allah c.c. kendisiyle birlikte hz peygamber s.a.s nin de söz hakkına sahip olduğuna değinmekte ve rasulullaha tanıttığı bu hakkı defalarca yinelemektedir. Tüm bu ayetlere binaen rasulullahın hüküm koyma yetkisinin olmadığını iddia etmek nakil/nas ile bağdaşmayan bir zeminde fikir beyan etmek anlamına gelir ki bu fikirlere de verilen naslara binaen ehmmiyet veilmemesi gerektiğinin kanaatindeyiz.
   Hem bilinmelidir ki hz rasulullah, islama dair bir hüküm beyan ettiğinde bu hükümde bir tutarsızlık olmuş olsaydı Allah buna hemen müdahale ederdi. Keza Allah ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır:  “Eğer Muhammed bazı sözler  uydurup bize iftira edecek olsaydı, onun şah damarını koparırdım. Sizden kimse de buna mani olamazdı. Şüphesiz o müttakiler için bir irşaddır.” (Hakka, 69/44-48) ayette görüldüğü gibi eğer  hz rasulullah kendi heva ve hesine göre ictihatta bulunmuş olsaydı Allahımız hemen müdahalede bulunurdu.
  
        Ayrıca bedir esirleri meselesi de bu konuda bizim için delil sayılmaktadır. Şöyle ki :
Hz. Ömer anlatıyor: "Hz. Peygamber, Ebû Bekir'e ve bana, 'Bu esirler hakkında düşünceniz nedir?' diye sordu. Ebû Bekir, 'Bunlar amca ve akraba çocuklarıdır, onlardan fidye almanı uygun görüyorum. Böylece fidye kâfirlere karşı bize güç olur, belki Allah'ın hidayetiyle ileride Müslüman da olurlar' dedi... Ben de, 'Doğrusu ben Ebû Bekir gibi düşünmüyorum. Bana göre, kellelerini uçurmamız için bize izin vermelisin; Ali, Akil'in, ben de filan yakınımın kafasını keselim, çünkü bunlar kâfirlerin öncüleri ve ileri gelenleridir' dedim. Resûlullah, benim değil de Ebû Bekir'in görüşünü tercih etti. Ertesi gün yanlarına geldiğimde ikisini de oturmuş ağlar halde buldum ve 'İkiniz niçin ağlıyorsunuz?'; diye sorduğumda Resûlullah, 'Arkadaşlarının, fidye alarak başıma getirdikleri yüzünden!' dedi ve (yakındaki bir ağacı göstererek) 'Cezayı kendilerine şu ağaç kadar yaklaşmış gördüm' buyurdu." (Müslim, Cihâd, 58) 
bu hadise binaen bedir esirleri meselesinde  hz ebubekir ve hz muhammedin ictihadlarına karşın Allahın hz ömerin ictihadını destekler bir şekilde ayet indirmesi; (Enfal Suresi’nin 67 ve 68)  hz peygamberin diğer  ictihadlarına Allah tarafından herhangi bir uyarınında gelmemesi, bize hz peygamberin ictihadlarının geçerliliği konusunda açıkça bilgi vermektedir.

   2) Hadis-i şerifler
- Mikdad ra. Rivayetine göre: hz. Peygamber s.a.s şöyle buyurmuştur : dikkatinizi çekiyorum! Bana kuranı kerim verilmiştir ve onun bir misli de onunla beraber verilmiştir 
 ‘…onlara kitabı ve hikmeti öğretir’ (Cuma 2)
 Bazı ulemalar ‘hikmeti’ sünneti seniyye olarak nakletmişlerdir. Allahımız Cuma suresinde kitap ve hikmetten söz etmiştir. Kitaptan kasıt açıkça kuran olduğu bilinmektedir. Kitabın yanında zikredilen hikmetin ne olduğuna dair açık ve net bir bilgi yoktur. lakin aytte, hikmetin kuran ile birlikte söz edilmesi, hikmetin kurana dair ama kuranın içinde bulunmayan başka bir şey olduğu anlaşılmaktadır.
imamı şafiye göre hikmet sünnettir.   hikmetin kuran  olması görüşü kabul edilirse bile, peygamberin ümmete kuranı/hikmeti öğretmesinin manası şudur: onu şerh etmek, mücmelini beyan etmek, müşkülünü izah etmek. 
Hakeza bizler; kuranı kerimde beyan edilen; namaz kıl, zekat ver, oruç tut gibi emirlerin tafsilatını sünneti seniyye ile bilebilmekteyiz. Namazın şekillerini ve ayrıntılarını, zekatın hangi mallardan ne kadarını vereceğimizi ve dahi nice şeylerin ayrıntılı olarak bilgisini hz rasulullahtan öğrenmekteyiz. Hal böyleyken hz rasulullahın sünnetinin hüccet olarak kabul edilmemesi islamın ifsadı anlamına gelmektedir.

 3 ) peygamberimizin ismet sıfatının olması
peygamberler örnek alınabilmesi mümkün olacak davranışlar sergilemek durumundadırlar. Aksi hâlde insanlar, “Peygamberlerin emrettikleri bizim tâkatimizin üstündedir.” diyerek ilâhî emir ve nehiyleri tatbîk husûsunda pek çok mâzeret üretirlerdi. Bu hakîkati göz önünde bulundurmayarak, peygamberlerin meleklerden olması gerektiğini düşünen gâfiller de çıkmış ve bunlara Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle cevap verilmiştir:
“(Ey Rasûlüm! Onlara) de ki: Eğer yeryüzünde huzur içinde yerleşip dolaşanlar (insan değil de)melekler olsaydı, şüphesiz Biz de onlara gökten peygamber olarak bir melek gönderirdik.” (el-İsrâ, 95)
 “Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer ceset (melek) olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyâda)ebedî de değillerdir.” (el-Enbiyâ, 8)
“Size Rabbimin vahyettiklerini teblîğ ediyorum ve ben sizin için emîn bir nasihatçiyim.” (el-A’raf, 68)
“Şüphesiz ben, size gönderilen emîn bir peygamberim.” (eş-Şuarâ, 107)
Kendisinden yalan sadrolması mümkün olmayan, hayatının hiçbir döneminde tek bir günah bile işlemeyen, dostunun ve düşmanının dahi emin olduğuna ittifak ettiği bir şahsın/peygamberin mübarek yaşantısından sadrolan hiçbir şeyin İslam dışı olmayacağına bu sıfatlar delillik eder.

 4) Sahabilerin asrı saadette sünnete uymalarının, Allah tarafından taktir ve kabul görünmesi.

Yukarda da belirttiğimiz gibi Hz rasulullah kuranın ayetleri hakkında açıklamalarda bulunur ve ibadetlerin tafsilatı hakkında sahabeleri bilgilendirirdi. Sahabiler ise Allah rasulünün anlattığı her şeyi işittik ve itaat ettik düsturuyla hayatlarına tatbik ederlerdi. Eğer  bu söylenen yada yapılan tüm şeylerin islamla çelişir bir yönü olsaydı Allah peygamberi hemen uyarırdı.

Allahın Kur'an-ı Kerîm’de: 
 “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Âl-i İmrân, 3/110)

“…Allah Teâlâ, Rasulü’ne ve mümin¬lerin gönüllerine huzur ve emniyet duygusu lutfetti. Onların takva sözünü tutmalarını sağladı, onları takvâ üzere durdurdu. Zaten onlar bu söze pek layık ve ehil idiler. Allah her şeyi hakkıyla bilir.” (el-Feth 48/26)
“Böylece sizi orta (merkez ve her tarafı mu’tedil, uyumlu, ılımlı, âdil ve örnek) bir ümmet yaptık ki, insanlara şâhit olasınız, Peygamber de size şahit olsun…” (el-Bakara 2/143)
“Bundan dolayı Allah’tan gelen nimet ve lütufla geri döndüler, kendilerine hiçbir zarar dokunmadı. Allah’ın rızasına uydular. Hiç kuşkusuz Allah, büyük lütuf sahibidir.” (Al-i İmran 3/174)
diye tanıttığı sahabîler bu mertebeye elbette hz rasulullhın gösterdiği yolda ilerleyerek ulaşmışlardır. Rehberlerinin/rasullahın  kendilerine gösterdiği yo,l dosdoğru bir yol olmasaydı Allah onlardan bu denli övgü dolu sözlerle söz etmezdi.
 
5 ) yalnız kuranla amel etmenin imkânsızlığı.

Kur’ânın ‘icaz ve belağati, müşkil ve mücmel nassları ihtiva etmesi onun kendi dışında başka bir kaynak tarafından beyan ve tefsir edilmesini zaruri kılmaktadır.
Kur’ânın beyana ihtiyacı olan ayetleri mutlaka bir müfessire ihtiyaç duyar. Bu müfessir ya her insanın kendisi olur veya bir Peygamber olur. Her insan bizatihi kendisi Kur’ânın müfessiri olursa bu durumda maksadı ilahinin bulunması mümkün olmaz. Yeryüzündeki insan sayısınca tefsir/yorum/mezhep meydana gelmiş olur. Birlik bozulur. O halde Kur’ânın muradına uygun bir tefsir gerekir ki o da ancak Peygamberle sağlanabilir. Esasen Kur’ânın bir beyana ihtiyacının olması gerçeği de Kur’ânla tek başına amel edilemeyeceğini gösterir.
    şöyleki:
Kur’ân cünüb için, “cünüb iseniz temizlenin”[ Maide Suresi 6.] buyurulmuş ve cünübün ahkamıyla ilgili bütün hususların beyanını sünnete bırakmıştır. Gusülün nasıl yapılacağı, cünüb olan kişilerin neler yapamayacağı, neleri ise yapabileceği sünnetle açıklanmıştır.

Bir ayette: “Ey iman edenler! Rüku ve secde ediniz”[ Hacc Suresi 77.] buyurulmuştur. Ancak, ayette kastedilen rüku ve sücudun nasıl yapılacağı, bundan neyin kastedildiği, her rekatta kaç rüku ve secde bulunduğu, rüku ve secdenin ölçülerinin ne olduğu, rüku ve secdede nelerin okunacağı, farz ve nafile namazlardaki secde ve rükuların değişip değişmeyeceği gibi bütün teferruatlar sünnetle açıklanmıştır.

“Allah için hacc ve umreyi tamamlayın”[ Bakara Suresi 196.] ayetinde kastedilen haccın nasıl yapılacağı, umrenin şartları ve yapılış şekli, emredilen hacc ve umrenin arap geleneğinden kaynaklanan hareketler mi olduğu yahut farklı mı olduğu ayette belirtilmiyor.

Hz. Peygamber (s.a.v) kendi uygulaması ve sözleriyle bütün bu sorulara cevap veriyor. Kur’ân-ı Kerimde verdiğimiz örneklerin benzerleri haylice fazladır. Bütün bu örnekleri düşündüğümüzde, sünnetin verdiği bilgilerden bağımsız olarak bu ayetleri anlamamızın mümkün olmayacağı ortaya çıkacaktır.

Sonuç olarak;
 O Allah ki tüm kainatı kudret elinin hükmünde tutandır. O öyle bir hakimdir ki hükmü zail olmaz, oldurulamaz. Tüm hılkat onun hükmüne ramdır, onun hükmüyle vardır. O yer yüzüne yeni bir şeriat indirdikten ve bu şeriatın kurucusu ve koruyucusu benim! Dedikten sonra o şeriattan şüphe etmek ne mümkün! Böyle bir kudretin sahibi olan Allah, kendi sözüne peygaberini delil kıldıktan sonra onun peygamberinden şüphe etmek ne mümkün!
   Şüphe yoktur ki  Hz Muhammed s.a.s günah işlemesi mümkün olmayan ismet sıfatına sahip ve layık bir peygamberdir.  Onun getirdiği öğretilerin tümünün adına  İslam denilmektedir.  Onun islama dair söylediği her bir söz, ehli sünnet alimlerinin ittifakıyla bizler için bağlayıcıdır. O kendisinden sonra öyle bir nesil bırakmıştır ki kuranı hakim o nesilden övgüyle söz etmektedir. Bu nesil  Şeriatı ahmediyenin s.a.s hadimleri hükmünde olan sahabe-i kiramdır. Allah onlardan razı olsun ki onlar islamı ekberin günümüze kadar gelmesinde dünyalarını feda ettiler. Onlar, kuranı kerimi İslam mektebinde, hz muhammedin dizi dibinde tedris ettiler. O günden bu güne İslam mektebinde bu dusturla hareket eden kimselere ehli sünnet vel cemaat denilmektedir.
   Allahımız islamın koruyucusu benim! Dedikten sonra, kendi rasulu için o emindir! Diye ferman buyurduktan sonra! Her kim ki islamı eksik görürse, her kim ki rasulü kiramın koyduğu hükümlere itat etmezse o Allaha ve rasulüne muhaliftir. Allah ve resulüne muhalefet edenin ise hükmü sabittir. Vesselam.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.