Kalemi ve Kelamı Kutsal Kılanın Adıyla.
Şu an, içinde yaşadığımız dönem, duyulduğunda ya da görüldüğünde insanlara hüzün refleksini tattıran, acının belirtisi olarak bilinen, kan ve gözyaşına en çok şahit olduğumuz dönemdir. Hatta toplum olarak öyle bir hale getirildik ki artık yaşanılan bu kötü olaylar bizleri etkilemez oldu.


                  Bu Günlerde üst üste meydana gelmesiyle bizleri sersemleştiren bu olayların adına ‘terörizm’ denmektedir.


Terör, lügatte korku salma ve yıldırma anlamlarına gelir. Terim anlamı ise genellikle siyasi bir dava uğruna girişilen, toplumu korkutmaya ve yıldırmaya yönelik her türlü eylemin adıdır.


Devletler ya ada art niyetli gruplar, bir devleti, normal şartlar altında kendi emellerine hizmet ettiremezler ise ‘terörizme’ başvururlar. Patlatılan bombalar, öldürülen siviller insanlarda panik ve korku yaratır. Böyle bir ortamda insanlar sağlıklı düşünemezler. Bu durumda terör faaliyetlerinin sıklaştırılması, insanların kendi devletlerine karşı güvenini zedelemekle birlikte, geleceklerinden endişe etmelerine neden olur. Bu karmaşa ortamında; öğrenci okula, işçi fabrikaya, memur bürosuna, amir kurumuna gitmek istemez. Gitse bile ne yapacağını nasıl davranacağını bilemez hale gelir.


- Asayiş bozulur
-Yönetimdeki istikrar zedelenir.
-Bürokrasi sağlıklı işlemez ve tıkanır.
 Tüm bunların sonucunda bu kaos ortamından istifade etmek isteyen gruplar türeyiverir.
* uyuşturucu, silah vb. kaçakçılarının sayısı artar ve asayişin bozulmasından istifade ederek meydanlarda cirit atmaya başlarlar. Suç oranları yükselir. Kara para kazanma amaçlı küçüklü büyüklü çete ve örgütler kurulur. Bu gibi gruplar, varlıklarını ve müteselsilen devamlılıklarını kaosa borçlu olduklarından ötürü, terörü beslemede öncülük ederler.


*Siyaset meydanı çalkalanır. Muhalif partiler, tüm bu olayların müsebbibi olarak hükümeti hedef gösterirler. Muhalefet; artık hükümeti zora sokmak  için yeterli malzemeye kavuşmuştur. Söz konusu devletin birliği ve dirliği olmasına rağmen, siyaset arenasında öyle çirkin senaryolar yaşanır ki bir leşin başında bir parça et koparmaya çalışan ak babaların misali bu durumu resmetmek için az bile gelir. Hatta şunu ifade edelim ki bazı siyasiler hükümeti devirme pahasına terörü destekleyen dinamiklere yol vermeye çalışırlar.


*Dış mihrakların desteklediği;  ilki ırkçılığı, ikincisi ise radikal İslamcılığı kendisine zemin olarak seçen iki ideolojik grup türeyiverir.


Irki bağlamda kurulan grup; daha önce sosyolojik olarak alt yapısını hazırlanmış olduğu  ‘kendi ırkımı zulümden kurtarmak için gerekirse kendi ırkıma ait devleti kurmalıyım’ sloganıyla toplumu kanalize ederek, devletin halk üzerindeki otoritesini bozmaya çalışır.


Radikal İslamcılığı kendisine zemin olarak seçen grup ise içimizdeki fırkalaşmayı kendisine malzeme ederek, gerçek İslam ve gerçek cihatla alakası olmayan bir tutumla, ‘daha önceki ağabeylerinin kullandıkları jargonlar ile’ din adına, kanı kaynamakta olan gençleri sözde cihada davet eder.

Halkımızın terörle mücadele durumu,  Şah’ı görünmez ve ele geçirilmez bir rakiple satranç oynamak gibidir. Ya da tek kale oynan bir maç gibi. öyle bir maç ki karşı rakibin kalesi yok. Maçta tek kural ise kendi kalemize gol atmalarına müsaade etmemek.  Alın size işin tuhaf bir yönü daha; rakip olan taraf  ile bizim tarafımız aynı üniformaları giymiş, kimin rakip olduğunu da ancak kaleye taarruz etmeye başladığı zaman kestirebiliyoruz. Hal böyleyken,  Terörün dört bir cepheden saldırısına karşı; zihinsel, ruhsal ve psikolojik olarak buhranlarla boğuştuğumuz bu dönemde, doğal olarak kendi kendimize şu soruları sormaktayız:  neler oluyor? Bu ortamda nasıl hareket etmeliyim? Kimden yana olmalıyım? Kim doğru, kim yanlış nasıl ayırt edeceğim?...

Bizler böyle bir ortamda, terörü var edenlere karşı, en büyük savunma mekanizması olarak ‘kutsallarımızı’ kırmızı çizgilerimiz olarak belirlemeliyiz.


Peki kutsallarımız nelerdir?
 El cevap:
- Bizler; evvela, varlığımızın sebebi olan ve bizleri yoktan var edeni tanımakla ve ona ibadet etmekle mükellefiz. Bu mükellefiyeti bizlere öğreten kutsal normların tümüne din adı verilmekte. O halde ‘Dinimiz’ bizim için kutsaldır.
- Tabii olduğumuz dinimiz bizlere; ‘namusumuzun, canımızın ve malımızın’ kutsal olduğunu emretmekte. O halde bu saydıklarımız da kutsallarımız arasında yer almaktadır.


- Bizler dinimizi özgür bir şekilde yaşamak; namusumuzu, canımızı ve malımızı müdafaa edebilmek için bir toprak parçasını yurt edindik. Bu yurdumuzu müdafaa etmek; dinimizin, namusumuzun, canımızın ve malımızın kutsiyetinden ötürü kutsaldır. O halde ‘Vatanımız’ da kutsaldır.


                Bizler; bu kutsallarımızı iyice bilmeli ve içselleştirmeliyiz. Eğer biri, bir eylem yaptığında, yapılan bu eylem kutsallarımıza zarar vermeye yönelik ise hiç tereddüt göstermeden yapılan o eyleme, eylemi yapana hatta yaptırana karşı durmalıyız.


   Allah, Dinimizi Muzaffer Kılsın. Allah; Namusumuzu, Canımızı ve Malımızı Mübarek Kılsın. Allah Vatanımızı İlel Ebet Muhafaza Kılsın İnşaallah. Vesselam.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.